29 Haziran 2016 Çarşamba

Ölen insanlar mı insanlık mı?

    Ramazan Bayramı geliyor, babamı aradım, eşimle gelirsem beni kabul etmeyeceğini söyledi, arkasından dinime küfredince görüşürüz deyip kapattım, halbuki ısrar edecektim, baba bayramda küslük olmaz diyecektim diyemedim kapattım. Sonra uzun süre ağladım, yapılan onca haksızlığa susmak kolay olmuyor. Olsun, barışa ve hayra yönelik işler yapmakla mükellefiz bizler. Bozgunculuk, arayı bozmak, küfür Müslüman'a yakışmaz. Tam da akşam bu kadar canım sıkılmış bunalmışken, Atatürk havalimanı'ndaki terör saldırısını okudum sosyal medyada, inşallah birşey olmamıştır derken bayramda bir daha evine dönemeyecek dönse de belki eski sağlığına uzun süre kavuşamayacak insanlar vardı, ülkece bu terör ne zaman bitecek düşüncesi, durumun acı tablosu içimize oturdu. Ölenlere rahmet, yaralılara şifa dilemekten başka da elimizden birşey gelmedi. Beni ilk soran ramazanda erzak yardımı yaptığım bir anneydi, çok duygulandım, kardeşlerim babam aramadılar mesaj dahi atmadılar, ben o sırada havaalanında değildim olabilirdim de, kimsenin garantisi yok ki bu dünyada. 3 günlük dünyada bu bayramı göremeyecek anne babalar, evlatlar var, herşey bu kadar yalanken nefretimiz neden bu kadar gerçek?
     İnsanların ölmesinden daha vahimi yaşarken ölmeleri galiba, ailemde, çevremde insanların haksızlıkları, hakaretleri, nankörlükleri, kıskançlıkları, miras kavgaları o kadar doğal bir hal almış ki herkes çok memnun kendisinden ve de çok emin. Gerçekten hesabını veremeyecekleri işler yapmaktan biran bile çekinmiyorlar, oysa bize kısıtlı bir süre tanındı ve bu süre kendimizi düzeltmemiz, Allah'ın nimetlerine şükretmemiz hayra ve barışa koşmamız içindi. Ailemize dahi sahip çıkamazken, minicik bebekler çöpe atılırken, yetim ve öksüzler itilip kakılırken, akrabalar miras için birbirini öldürmeyi göze almışken ülkemize nasıl sahip çıkacağız biz? Allah'ın dininden uzak kaldık biz, Allah'ın yarattıklarına eziyet ettikçe, herkesten üstün görüp kendimizi, kibrimizde boğuldukça. 5 dakika sonrasını bilmeden 50 yıl sonrası için yatırım yaptık ama 5 metre mesafedeki yoksula sadakayı çok gördük. 
     Bugün derdimiz üzüntümüz terörden ölen insanlar, fakat aynı zamanda ölen insanlığı da hatırlatalım kendimize. Bu dünyada doğru, haklı, adaletli olabilmek için Kuran'a sarılalım, Allah'ın ipine sarılalım, en sağlam yol budur. İslami terör, cihat bunları öne sürüp dinimize küfretmeyelim, küfrettirmeyelim. Allah peygamberlere insanları zorla iman ettirin dememiştir, onların görevi öğüt vermek uyarmak ve inananları müjdelemektir, zorbalık yapmak değil, paylaştığım ayet de bunun delilidir. İslam savaşmayı emreder evet, cehaletle, kibirle savaşır, zulmedenle savaşır. İnananlar eğer savaşacaksanız bunlarla savaşın. Allah'a ve dinine iftira atanlardan olmayın. Terörü, kötülükleri bitirmenin başka bir yolunu göremiyorum, bütün çocuklar huzurla, barışla, kardeşlikle büyüsün inşallah... 
Allah'ın selamı üzerinize olsun.

26 Haziran 2016 Pazar

Kime neyi ispatlıyoruz?

     Yaz geldi, bir yandan da ramazan ve sosyal medya paylaşımlarına bir bakayım dedim, insanın sinirlerini bozuyor gerçekten kapatsam mı hesabımı diye düşündüm, takip ettiğim güzel bilgiler, kitap alıntıları paylaşan sayfalar olmasa gerçekten durulacak yer değil. Birçok hesabı takipten çıktım.
     Bir insanın anne olmasından daha doğal birşey yok ve evladının her anını fotoğraflayabilir ama bunu sosyal medyada dakikada bir paylaşım hızıyla yüklemene ne gerek var? Çocuğunu tatile götüremeyen bir anne baba senin çocuğunun havuz deniz keyfini görmek zorunda değil! Ayrıca ramazan olmasına rağmen kahvaltı keyfi, kahve keyfi diye paylaşım yapanların rahatlığına da bir anlam veremiyorum, hiç mi eşin dostun yok oruç tutan? Kimse sana yeme içme diyemez ama sosyal platformda yiyecek resmi paylaşmak için uygun bir zaman değil, saygıyı hakediyor ibadet halinde olan insanlar. Bilmeden veya unutarak paylaşanlar için değil tabiki sözüm. Onun dışında iftar sofrasında paylaşım yapanlara da sıcak bakamıyorum, yardım kuruluşunda iftar yemeğimi verdin, fakir fukara davetli miydi? Ancak bunu özendirmek amacıyla bir paylaşım yapabilirsin, senin ailece ne yediğinden banane yani?
     Eş dost aman hatır gönül diye diye bunları çekmeye gerek görmüyorum, insanların bu kadar düşüncesiz bu kadar ben merkezci olması herkesi kendi kabuğuna çekti evet ama sosyal medyada tüm bencilliği ve şımarıklığıyla insanoğlunu görüyoruz. Biraz oturup düşünseniz zaten yaptığınızın pek de faydalı birşey olmadığını anlayacaksınız. Ne yazık ki gazetelerdeki çıplak kadın fotoğrafları neyse, sosyal medyada insanların özel hayatını paylaşması da bana aynı derecede korkunç geliyor. Bırak eşinle ettiğin kahvaltı, çocuğunun havuz keyfi, aldığın yeni elbise sana kalsın; eşini çocuğunu şehit verenleri, çocuğuna ekmek alamayanları, bayramda giymek için başkasından ikinci el kıyafet arayanları araştır bul. Dünya senin ve ailenin etrafında dönmüyor bunu bir idrak et kardeşim. Sen mutluluğunu yaşa, birçok insan gibi evinde yaşa, arkadaşlarınla yaşa ama bunu birilerine ispat etmeye çalışma. Herkes yapıyor ben de yapayım nolacak deme, iyi işler yapanları örnek al, onların peşinden git. Hiçkimseye sana da bir faydası dokunmayacak işlerle uğraşma, zamanını ömrünü boş işler peşinde koşarak geçirme.
     Ben bu dünyaya sosyal medyada insanlara hava atmak için mi gönderildim, bunu uzun uzun düşün. İkna olduysan devam et kardeşim, bu amaçla geldiğine inanıyorsan devam et. Yardım kampanyalarının, ihtiyaç sahiplerinin ne yazık ki medyada bile yeterince yer almadığını düşünürdüm, sosyal medyada da durum farklı değil. Kendi bencilliğimizde boğulup ölmeden biraz etrafımıza bakalım. Kim ne der diye değil, vicdanım ne diyor diye! Hayırlı günler dilerim.
   

25 Haziran 2016 Cumartesi

Özel olmayan birgün: Nevresim gününüz kutlu olsun!

     Başlığa hiç şaşırmayan sevgili okurlarım günaydın :) O kadar haklısınız ki, değerlerin içinin boşaltıldığı bir düzende her birey, her meslek ve her nesne için birgün bulunuyor. Nevresim günü de olsun yani bence sonuçta lazım sonuçta onun başı kel mi? Belki esas konuya girmekte gecikmiş olabilirim, özel olmayan birgünde bu özel günler çılgınlığını konuşmak istedim. Çok sinirlendiğim bir konu gelmiş aklıma tutmayın küçük enişteyi :)
     Bu sene bugüne ulaşana dek; yılbaşı, sevgililer günü, anneler günü, babalar günü, bilumum doğum günü atlattım çok şükür, ayrıca komşumuz dünya su günümüzü kutladı oğlunun ödevi sebebiyle; ''Aaaa öylemiymiş'' diye çok sevinerek karşıladım sanki dünyada herkes o günden itibaren suyu israf etmeyi bırakmış, temiz suyu olmayan ülkelere kuyular, çeşmeler yaptırmaya koşmuştu, öyle bir sevinç öyle bir neşe. Gününü de unuttum o kadar mutluyum ki hiç tarihe bakmak istemedim, o gün hiç bitmesin istedim. Neyse konumuzdan uzaklaşmayalım, tıp bayramında doktorunuza hediye aldınız mı siz? Ben de almadım eve doktor gelseydi kolonya şeker ikram ederdim ama gelmediler, biz mi ayağına gidicez yani!
     Allah'ın her günü değerlidir ve yarattığı herşey değerlidir zaten, gün belirleyince daha değerli daha güzel olmuyor, hatta toplumsal değerlere insan ilişkilerine bir de darbe vuruyor bugünler. İnsanları uzaklaştırıyor. Hatırlanmayınca insanların arasına küslük bile giriyor, böyle özel güne başlarım yani diyesim geliyor. İllaki gün belirleyecekseniz, yetimleri doyurma, yoksulları giydirme günü yapın. Müslümanlar bunu hep yapmalı ama dünyanın her yerine bunu duyurmaktan daha güzel birşey olabilir mi? Dünya'daki saçma sapan trendleri burdaki insanların içselleştirmesi, toplumun yozlaşması için verdiğiniz emekler göz yaşartıcı gerçekten. Kadın cinayetlerinin hızla çoğaldığı ülkede sevgililer günü kutlasan ne yani? Yetimlerin öksüzlerin olduğu yerde anneler babalar günü niye şenliklerle kutlanır? Tv'lerde reklamlarda, billboardlarda milletin gözüne sokup, iki ürün satarım mantığıyla toplumda her insanın eksik kalmış bir yerine dokunuyorsunuz. Benim annem yok, anneler gününde mezarlığa gidelim demişti bir akrabamız, neden yani neden? Ben annemin arkasından dua etmeyi, hayırlı işler yapıp ona yakışan bir evlat olmayı dilerim, mezarına da giderim ama niye o gün gideyim ki? Annemin öldüğünü bilenler bir yardımım da, güzel bir işimde hep annenin mekanı cennet olsun derler. Bu lafı duyunca sevinçten ağlayasım gelir bir insanın bundan daha güzel bir hediye alabileceğine de inanmıyorum.
     İnsanları beklenti içine sokmaktan ve bu beklentiler karşılanmayınca onları mutsuz etmekten başka ne işe yarıyor bu çok özel günleriniz? Aramadı, hediye almadı vs. Heryerde bangır bangır bunu yaymaya çalışanları açıkça kınıyorum. Annemi, babamı, eşimi bir şey için tebrik edeceksem bu iyi birşey yaptığı için olmalı. Bir eşim olduğunu 14 şubatta idrak etmiyorum ben zor zamanımda yanımda durduğu zaman ediyorum. Bir babam olduğunuda Haziran'ın bilmem kaçıncı pazar günü hatırlamak zorunda değilim. Rahat bırakın insanları gerçekten, kalıplara sokmayın, günlere tarihlere sığdırmayın. Ne sevgi bir günlüktür insanın hayatında; ne de diğer duygular bu kadar basite indirgenemez, ve bir hediyeyle anlatılacak şeyler değildir.
     Sınırlı bir ömrümüz var, yani bu günleri zoraki hatırlamak ve insanlara belki de hiç kullanmayacağı hediyeler almaktansa, ailemizin, dostlarımızın, yani insanın değerini bilelim, doğaya farkındalıkla bakalım, evlatlarımızı farkındalıkla yetiştirelim, kitap okuyalım. Çevremizdekilere de bugünlerin ticareti canlandırmak dışında bir önemi olmadığını hatırlatın lütfen. Hepinize hayırlı günler dilerim.
   

19 Haziran 2016 Pazar

İçki ve eşcinsellik

    Ramazan ayında İslam'ın güzelliklerini konuştuğumuz gibi yasakladıklarını da konuşabiliriz. Fakat insanoğlu Allah'ın koyduğu kurallara kendisi uymak ve çevresindekileri de uyarmakla yükümlü olduğunu unutuyor, bambaşka görevler yüklüyor kendine. Allah'ın bize emrettiği yoldan gidelim bu yolu öğütleyelim ama gitmeyenler için birer bekçi değiliz biz bunu hatırlayalım, peygamberlerimize bile böyle bir görev verilmedi, insanları Allah'ın yoluna davet etmek, inanıp iyi işler yapanları müjdelemek ve inanmayarak kötü işlerde ısrar edenleri uyarmaktı onların görevi ve insanları en doğru en güzel yola çağırmaktı. Peygamberler, Allah'ın seçtiği kullar dahi Kuran'a uymayanları uyarmakla kalıyor ve zulmetmeyenler haricindekilerle savaşmıyorsa bizler için de büyük bir ders yok mudur burada?
     Kuran içkinin, kumarın, putların, falın şeytan işi pislik olduğunu ve bunlardan vazgeçmemiz gerektiğini söyler. Bu öğüdü bize veren bizim yaradılışımızı bizden iyi bilen Allah'tır. Ki bu sayılanların insanlara ne büyük zararlar verdiğine çevremizde çokça şahit oluyoruz. İçki kumar bağımlılığı yüzünden çocuklarına ekmek götürmeyen babalar, aile içi şiddet ve daha pek çok felaketler yaşanmakta. Allah'ın sözleri hafife alabileceğimiz sözler olmadığı gibi, onlara uymadığımızda başımıza gelecek felaketleri de göze almak zorundayız.
    Eşcinsellikten, bu sebeple helak olan Lut kavmi'ni anlatan ayetlerde bahsedilir. Hayasızlık, çirkinlik ve sınırı aşmak olarak bahsedilir Lut kavminin yaptıklarından. Ankebut suresi 28-29. ayetleri okuyabilirsiniz. Fakat peygamber onları öldürmek veya onları cezalandırmakla yükümlü değildi, o Allah'tan kurtuluşu dilemiş ve Allah onu o bölgeden uzaklaştırması için meleklerini göndermişti, ki daha sonra büyük bir felaketle şehrin yokolduğunu hem kutsal kitaplardan okuyoruz, hem de daha sonra bölgede yapılan araştırmalarla görebiliyoruz. Kısaca bizler çevremizde gördüğümüz çirkinlikleri, Kuran'a Allah'ın öğütlediğine uymayan insanları uyarmakla görevliyiz evet ama bizleri anlamıyor yaptıkları işlerde devam ediyorlarsa, Allah'a sığınıp o insanlardan uzak durmaktan başka çaremiz yok. Kendi nefislerine zulmeden insanlar belki uyarımızı dikkate alıp doğru yolu bulacaklar bu sebeple güzel öğüt vermeyi ihmal etmemek durumundayız. Ama onlara kötü muamele ettiğimizde bu bizim dinimizi sağlamlaştırmaz ve onlara doğruyu göstermek için de iyi bir yöntem değildir.
     İslam'ın hoşgörü dini olması, insanlar üzerinde baskı kurarak değil, insanın akılla doğruyu ve güzeli bulmasına rehber olmasındandır. Bunu bilerek hareket edelim, eşcinselleri öldürerek içki içenleri döverek dinimize hizmet edemeyiz, onlar bize veya mazlumlara zulmediyorsa bu başkadır fakat kendilerine zulmettiklerinden zaten ziyan içinde olanların ihtiyacı olan şey güzel öğüttür. Hoşumuza gitmese de başka yolları seçmiş insanlarla karşılaşacağız, onların doğru yolu bulmasına katkıda bulunmak istersek bizler en doğru yolu ve en güzel sözü seçmek zorundayız. Öteki türlü biz de zalimlerden ve zorbalardan oluruz ki bu İslam'ın övdüğü değil yerdiği bir özelliktir. Allah hepimizi doğru yola iletsin sevgili okurlar. Hayırlı günler dilerim.

Savaşın sınırında

  Ülkede ve hatta dünyamızda kutuplaşma had safhada, eğriyi doğruyu görmeye bulmaya çalışıyoruz,siyasiler arasında sert tartışmalar, toplum içindeki uzlaşmazlıklar, pek çok şiddet, terör olayı üst üste geldikçe, nereye gidiyoruz, bunun sonucu nereye varacak diye düşünüyorum. Şiddetle çözülmeyeceğine inandığım konular olsa da, ne yazık ki sivilleri katletmek üzere programlanmış bir terör örgütüyle barış yapılamayacağını acı bir şekilde gördük, çünkü zalimin amacı uzlaşmak değildir, bozgunculuk yapmaktır, huzursuzluk çıkarmaktır. Kendi güçlerini göstermek ve ispatlamak için başkalarının canını yakmaktan çekinmezler. Zalimle uzlaşmak demek onun zulmüne sessiz kalmak demektir ki bu da haksızlıklar karşısında dimdik durması gereken Müslümanlara yakışmaz. Ya zulmedilen toprakları terkeder, Allah'ın bize daha hayırlı bir yurt vereceğini ümit ederek yola çıkarız ya da o topraklarda zalimin zulmü bitene kadar savaşırız. Asker ve polislerimiz şuanda şehit olma yolunda, zalimle mücadele içinde. Allah hepsinin yar ve yardımcısı olsun. Pek çok şehidimizi toprağa verdik, evlere ateşler düştü, babasız yavrular, evlatlarını kaybeden ana babalar, geride kalan eşler hiçbirinin acısını dindirebilecek bir söz söyleyemeyecek kimse, ama zalime karşı savaşan şehitlerin mekanlarının bizlerden daha iyi olduğuna şüphem yok.
     Çatışmalar devam ederken, bir yandan da insanların değerleri yok edilmeye çalışılıyor, bu değerler yok olduğunda karşılarında savaşacak kimseyi bulamayacaklarını biliyorlar. İslam ahlakının yayıldığı yerde zulmedemeyeceklerini biliyorlar, bu yüzden gördükleri en büyük tehdit bu. İnançlı, Allah'a dayanmış, gücünü Hak'tan alan zalime boyun eğmeyecek nesiller. Bunun yerine içkinin, uyuşturucunun esiri olmuş kendi nefsinin peşinde koşan bir toplum gayet kolay şekilde köleleştirilebilir. Kimin dost kimin düşman olduğunu bile anlayamayacak doğruyu eğriden ayıramayacak nesiller yetişsin ki, bozgunculuk ve fitne tohumlarının verimlerini alsınlar. Bunu engellemek bize düşüyor, askerlerimiz çatışmalarda şehit düşerken, bizlerin görevi ortak değerlerimizi unutmamak, insanları partilere, görüşlere ayırmamak, insan olduğu için bu toprakların hamuruna kattığı iyi şeyleri görerek sevmek. Birbirimizin elinden tutup kaldırmak, doğru yolu beraber bulmaya çalışmak. En yakınımızdakilere, ailemize dahi düşmanlık ederek bu topluma ne kazandırmayı bekliyoruz ki? İnsani değerlerini yitirmiş bir toplum olmayalım, belki yarın o savaşın içine bizler de dahil olacağız. Kurtuluş savaşında neler yaşandığını belki de tam olarak anlayamadık gençliğini yaşamadan toprağa düşen şehitlerimizi unuttuk. Şimdi hatırlama zamanı.
      Şimdi bütün şehitlerin, zalime karşı duranların bu yolda ölenlerin topraklarında yaşamanın hakkını verme zamanı. Haksızlıklarla, mal mülk sevgisiyle, nefretle hiç bir toplum ilerleyemez, bizim için gerekli olan güçlü bir iman ve atalarımızın bizlere bıraktığı topraklara hakkıyla sahip çıkmak, mazlumun inlediği zalimin zulmettiği topraklara dönüştürmemek. Bunun için artık renkli dünyalarımızdan, konforumuzdan, eğlence ve zevklerden uzaklaşıp biraz düşünmemiz gerek. Ülkemizin bir köşesinde canlar verilirken bizim görevimiz burda zevk sefa peşinde koşmak değildir. Ülkede bölücülük yapanlarla kol kola olmak hiç değildir.
     Gezi parkındaki ağaçların kesilmesine fikren karşı bir insan olarak bu olayların nasıl da terör örgütü propagandasına dönüştüğünü izledim. Hala bu olayı konuşuyor olmamız bile yanlış, artık oraya gidenlerin çok az bir kısmının çevreci olduğunu idrak etmek zorundayız. Yanlış insanlarla aynı platformda olmayalım, tek amacı kaos olanların maskelerine aldanmayalım, onlar kendileri yoldan saptıkları gibi başkalarını da saptırmanın peşindeler. Çevreci olmak için sokağımızdaki çöpleri toplamak, balkonumuzda, bahçemizde çiçekler yetiştirmek, çevreci kuruluşlara bağışlar yapmak dururken kimsenin oyununa gelmeyelim. Kimsenin piyonu olmayalım, siyasileri eleştirmekse amacımız da hakarete varmasın dilimiz, bizler ilerde daha iyisini yapabilmek için kendimizi geliştirelim, kendi işimizi düzgün yapmaya gayret edelim. Kaosu kendi ellerimizle getirmeyelim, Ramazan ayında en çok ihtiyacımız olan şeyi birliği beraberliği yardımlaşmayı unutmayalım. Hayırlı günler sevgili okurlar.
   

18 Haziran 2016 Cumartesi

Hoşgörünün sınırları

    Etrafımızdakileri değiştirmeye çalışmaktan vazgeçip kabullenmeye başladığımızda hoşgörüye merhaba deriz, bazı şeyler eskisi kadar gözümüze batmadığında da hoşgörü oradan bize bakıp el sallıyordur. Bunu öğrenmemiz bazen zaman alabilir, çünkü bazılarımız için çocukluk ve gençlik dönemleri çok da hoşgörülü zamanlara denk gelmemiş olabilir. Yeni nesilden en büyük farkımız bu galiba. Çocukluğum 90'lara tekabül ediyor, pek hoşgörülü bir ortamda yetişmedim, evde sürekli ya misafir gelirse telaşı, dışarda da, bizi rezil etmeyin telkinleriyle büyüdüm. Dolayısıyla nasıl davranmam, nasıl davranmamam gerektiğini ve asla itiraz hakkım olmadığını öğrendiğim bir çocukluk yaşadım, herkesin işi başından aşkındı, kimsenin benim saçma fikirlerime ihtiyacı yoktu, susup dinlemem gerekirdi büyükleri ve hepsine saygı duymalıydım. Fakat sonrasında herşeye isyan ettiğim bir gençlik dönemi geçirdim, çocukluğumda bastırdığım ne varsa herşey ortaya döküldü saçıldı. İyi kötü bilmem ama o zaman olmasaydı elbette birgün olacaktı, çünkü ben çocuk olarak geldiğim dünyada en zevkli geçecek günlerimi yetişkin taklidi yaparak geçirdim. Bunun intikamı biraz ağır oldu. Yazının başlığında dikkat çekmek istediğim konu tam olarak buydu çocuklarımıza birazcık hoşgörüyü çok görmeyelim. Ama bu hoşgörüyü abartıp başkalarının haklarına saldıran çocuklar yetiştirmeyelim. Bu ayrımı yapmak tabiki anne baba için hiç de kolay değil ama kişinin özgüvenli olması ve sınırlarını bilmesi açısından çok önemli.
      Sürekli kısıtlanan çocuklar, çok fazla özgürlük verilen çocuklar kadar belki onlardan daha çok çevresine zarar verebilirler. Durum şöyle; anne babanın sınırsız özgürlük vermeye çalıştığı çocuk toplumda diğer insanlar tarafından yeri geldiğinde uyarılacak ve elbette yaptığı yanlışlar yüzünden dışlanıp yalnız kalacak ve geç de olsa sınırlarını çizecektir. Fakat kendisi olmasına hiç izin verilmeyen çocuğun maskesinin altından ne çıkacağını bilemeyiz, onaylanmak veya tepki görmemek için kendi düşüncesini kendine saklayan çocuk, davranışlarının sonucunun ne olacağını bilmeden hep engellenmiştir. İnsanlara ve kendine nasıl faydalı olabileceğini veya nasıl zarar vereceğini öğrenemeden bir robot gibi yetiştirilir. Zamanı geldiğinde duygularını ifade edemeyecek, kendini savunamayacak, hatta istediğini söyleyemeyecek derecede kendine olan güvenini kaybetmiş olacaktır. Bu durum çocukta kendisine ailesine ve çevresine öfkeyle bakmasına sebep olur. Uslu çocuk yetiştirmek isterken, psikolojik problemlerle uğraşmak istemiyorsanız, çocuğunuz bırakın çok önemli olmayan kararları kendisi versin, giyeceği kıyafeti, ne zaman ders çalışacağını, parka ne zaman gideceğini mesela. Çocuğunuzu bir kalıba sokup sonra da çevreden alkış toplamanın peşine düşmeyin. Bırakın çocuğunuzu kimse övmesin ama siz çocuğunuzu, o da sizi sevsin. Başkalarına ve kendine zarar vermesi haricinde ciddi anlamda müdahale edilmeyecek durumları onun insiyatifine bırakın. Onun da bir birey olmasına izin verin.
     Çocuk sizin toplumda taşıdığınız maskeye uygun bir maske taşımak zorunda değil, yoruluyorsanız mış gibi davranmaktan, o zaman gerçek olun ve çocuğunuzun  da kendi gerçekliğini yaşamasını seyredin. Anne baba olmak demek o çocuğun hayatında kalıcı izler bırakacaksınız demektir, bırakın çocuk sizi hatırladığında güzel anıları olsun, kısıtlandığı, dayak yediği, onaylanmadığı ve sürekli eleştirildiği için çocukluğundan kaçmasın. Hoşgörülü anne babalar mutlu çocuklar yetiştirerek, huzurlu bir toplumu oluşturabilir. İyi günler sevgili okurlar :)

Mesafeleri aşma zamanı!

     Hepimiz dinimiz, dilimiz, rengimiz veya cinsiyetimizle çok farklı olduğumuzu hissetmek istiyoruz, ve sahip olduklarımızın en iyisi olduğunu duymaktan gurur duyuyoruz. İnsanın kendi bedenini, yaşadığı toplumu, cinsiyetini sevmesi güzeldir fakat bu sevginin bir sınırı olmalı. Bu sınırı geçtiğimizde ve bir olduğumuzu unuttuğumuzda bu özellikler birer farklılıktan çok büyük mesafelere dönüşüyor insanlar ve toplumlar arasında.
     Sizce Allah insanı, verdikleriyle kibirlenip diğerlerini aşağılaması için mi yarattı? Yoksa bu farklılıklar da bizler için bir imtihan mı? Allah herkesi beyaz yaratabilme gücünü sahipken neden renk renk yarattı bizleri? Bizi yaratanın Allah olduğuna iman etmişken neden diğer insanları ve canlıları da Allah'ın yarattığını unutur insan? Neden onları ayrı bir yere kendini de çok yükseklere koyar ve oradan ahkam keser?
     Uzay araştırmaları gün geçtikçe hız kazanıyor, uzak mesafeler yakınlaşıyor ve insanoğlu diğer gezegenlerde, uzayda canlılar olup olmadığını sürekli tartışmakta. Acaba kendi etrafımızdaki canlıları görmezden gelip dünyayı yaşanmaz bir hale getirip sonrada uzayda yaşayabilecek bir yer aramak, oradaki canlıları merak etmek ne kadar doğru? Kendi evindeki problemleri çözmek yerine komşusunun eviniz gözetleyen bir teyze miyiz? Evet uzayı, içindeki diğer canlıları merak edelim ama şuan yaşadığımız dünyada daha kısa mesafeler aşarak ulaşacağımız insanları, yaşayabileceğimiz ve yaşatabileceğimiz mutlulukları unutmayalım.
      Birçok insan kendisini kurtarmak istiyor, maddi sıkıntılardan, ailesinin baskılarından, yalnızlıktan fakat kurtuluş tek başına olmaz ki, nasıl ki zor anlarınızda birinin elinizden tutmasını bekliyorsanız, başka insanlar da ellerinden tutacak birini bekliyor olabilirler, nerede ve kim olduklarını siz yardım etmeye niyet ettiğinizde bulacaksınız eminim. Her insan biraz eksik hisseder, kimi maddi yokluk çeker fakat kalabalık bir ailesi vardır, kimisinin hali vakti yerindedir fakat ailesi yoktur, uzaktadır. Kimisinin hayali çoktur imkan bulamaz, kiminin imkanları vardır yaratıcı fikirleri yoktur. İşte insanoğlu için bu farklılıklar, eksiklikler, fazlalıklar da birer imtihandır. Kendimizde olanla sürekli övünmek, başkalarının eksiklerini kapatacağımız yerde onları küçümsemek, kendi eksiklerimizin farkına varamamak bizi kötü bir sona doğru götürür. Faydalı olmak, iyi insan olmak bu farklılıkları görmek ve aradaki mesafeleri aşmak için eşitlenmek için çabalamaktan geçer. Sizden farklı yaradılmış olanlara, sizinle aynı imkanlara sahip olmayanlara hoşgörüyle bakmaktan geçer. İnsanlar arasındaki mesafeler ancak böyle kapanır, şiddet ve savaşlar ancak böylelikle bizden uzaklaşır.
      İnsanların eksiklerini kendimizdeki fazlalıklarla tamamlamalıyız, eşit ve mutlu bir toplum böyle oluşturulabilir, zenginin fakire el uzattığı, bilenin bilgisiyle övünmek yerine bilgisini bilmeyenle paylaştığı, kalabalıklar içinde olanın yalnız kimsesiz kalmışa masada bir yer açmasıyla mesafeler kapanır, nefret uzaklaşır insan kalbinden. İnsan kendinde olmayanı, eksik parçasını bulduğu için şükreder. Bu bir kısır döngüdür, başkalarının eksiklerini tamamladıkça sizin ruhunuz da tamamlanır. Üşüyen ayaklara bir ayakkabı, çok beğendiğiniz ama alsanız da giymeyeceğiniz, dolapta eskiyecek bir ayakkabıdan hem daha ucuzdur, hem daha büyük bir mutluluk sebebidir. Başkalarının dualarında yaşamak, kendi küçük dünyamızdan sıyrılabilmek, kendi yaralarımız olsa bile başkalarına merhem olabileceğimiz durumların mevcut olduğu bilmek bizi güçlü ve iyi bir insan yapar. 
    Diğer insanlara ulaşmak aslında pek de zor değil internetin yaygınlaşmasıyla beraber, sizlere facebookta bir yardımlaşma hesabına bakmanızı öneriyorum, sayfaya burdan ulaşabilirsiniz. Sosyal medyada doğal olmayan ve herkesin mutlu olduğu fotoğraflardan bunalan ben; sosyal medya nasıl sosyal sorumluluk projesine dönüşür, nasıl bir iş sahibi yapabilir insanı, bunun örneklerini yaşadım. İyi işler yapmak için dere tepe düz gitmek zorunda olmadığımız bir çağdayız. İyilik ve güzellikler için umudumuzu kaybetmeyelim, kötülüğe ve bencilliğe teslim olmayalım sevgili okurlar. Bu arada bu sayfanın da bir facebook hesabı var dilerseniz beğenebilirsiniz, burdan ulaşabilirsiniz. Hayırlı günler dilerim :)

Yaşam ve Ölüm

Doğumu mucizevi bir olay kabul ediyoruz fakat ölüm neden hep kötü şeyler hatırlatır bizlere? Başka bir boyuta geçeceğimize inanan herkes iç...