28 Eylül 2016 Çarşamba

Yoksulluğu görmezden gelmek

    Bizler, yiyeceği, giyeceği, arabası, yakacağı, başını sokacak evi olanlar, yoksulların ne kadar farkındayız ve ne kadar çaba gösteriyoruz başkalarının da iyi hayat şartlarında yaşayabilmesi için? Yoksa aç gözlülükle her zaman daha fazlasını hakettiğimizi düşünen bizler başkalarının sefalet içinde yaşamasını normal mi karşılıyoruz? Evet sahip olduklarınız için bedeller ödemiş, çalışmış olabilirsiniz diğer insanların da çabalaması gerektiğine inanıyor olabilirsiniz. Ama eğitim hakkından mahrum milyonlarca insan var yani isteselerde sizin geldiğiniz mevkilere gelemeyecek insanlar.. Hatta sağlık hizmetlerinden, temiz su ve yiyeceklerden uzak insanlar var, en temel ihtiyaçlarını karşılayamayan insanlar nasıl güçlü durup savaşacaklar hayatta kalmak için? Ya yardımlarınızla ayakta duracaklar, ya da onları görmezden gelen topluma düşman olacak, intikam için fırsat kollayacaklar. Ve sonra hızla artan suç oranlarına bakarak bizler de bu insanlara neler oluyor diyeceğiz. Acımadığımız çocuklar gün gelip de elimizdeki parayı kaptırmamak için direndiğimizde bize hiç acımayacak. 

     Yoksulluğu görmezden geldiğinizde, sadece kendi hayatlarınıza konsantre olduğunuzda daha huzurlu mutlu yaşayabileceğinizi zannetmeyin. Hiçbirimiz bu toplumdan bağımsız bireyler değiliz, güvenlikli siteler, kilitler, kasalar bir yere kadar koruyacak bizleri, toplumu bütün parçalarıyla kalkındırmak değil, kendimizi kalkındırmak olursa amacımız birgün yüzüne bakmaya bile tenezzül etmediklerimize yalvarırken bulacağız kendimizi. Bir ekmeğe muhtaç evinde yakacağı olmadığı için üşüyerek ders çalışan çocukla sizin çocuğunuz tabiki eşit olmayacaktı değil mi? Allah ikisini de bu dünyada iyi işler yapsın, yalnız Allah'a kulluk etsin diye gönderdi. İmtihanları farklı olabilir, öğrenmeleri gereken farklılıkları ve birbirleriyle adaletsiz şekilde yarışmaları değildir! Öğrenmeleri gereken birbirlerine Allah rızası için yardım etmektir. Biz anne baba veya öğretmenleri olarak çocuklarımıza bunu öğretebiliyor muyuz? Yoksa sınıf farkından çok memnun bir şekilde ayrım yapmayı mı öğretiyoruz? Ayrıştırmak demek düşmanlaştırmak demektir yapmayalım, bir olduğumuzu unutmayalım. Allah'ın verdikleriyle kibirlenmek ne demek? Kimden alıp kime vereceğini, kimin neyi hakettiğini en iyi O bilir, biz kısıtlı bilgimizle ahkam kesmeyelim.


    Bahanelerimiz var, açgözlü olduğumuzu başkasının zaruri bir ihtiyacını karşılamaktansa hiç de ihtiyacımız olmayan saçma sapan şeyler almayı tercih ettiğimizi itiraf edecek cesaretimiz yok. Yok çünkü biz daha bu dünyada ne için bulunduğumuzdan bihaber yaşıyoruz, tüketmek için zevk almak için yaşadığımızı düşünüyoruz ama gerçek bu değil. Kuran'da insanlara devamlı verilen öğütlerden biri yoksullara yetimlere yolda kalmışlara yardım etmek. Sizce Allah'ın bizim yardımımıza ihtiyacı mı var birinin elinden tutmak için? Hayır, O, kimin daha güzel davranacağını; kimin dünya malını değil Allah'ın rızasını kazanmayı ümit ettiğini görmekte ve bilmektedir. O yüzden yardım edecek gücümüz olduğu halde, Allah versin demek ne demek tekrardan düşünelim. Bize nimet veren de bir başkası değil iyi hatırlayalım, yardıma vesile olmak yoksulu sevindirmek dururken malı biriktirip durmayalım. Bu dünyada kaç saatimiz ve kaç günümüz kaldı belli değilken, ahiret yaşamı giderek yaklaşmakta hatırda tutalım.
     Pek çok yardım kuruluşu olmakla birlikte, ihtiyaç sahibi ailelerin, çocukların sesini duyurabildiği bir sayfanın linkini de veriyorum yazımda, burdan ulaşabilirsiniz. Çoğu insan en yakınının muhtaçlığına bile gözlerini yumarken, nice güzel yürekli insan hiç tanımadıklarına dahi yardım ediyor. Bizler de tarafımızı seçelim, ayırım günü gelmeden iyilerin tarafına meyledelim yoksa bu dünyaya tekrar dönmek istesek de dönemeyecek ve ancak yaptıklarımızın karşılığını bulacağız. Yazımı Kuran ayetleriyle bitireceğim, yardımlaşmanın önemini daha iyi kavramamız açısından, mealin bulunduğu siteye burdan ulaşabilirsiniz. İnsan suresi 9-12 ayetler; 

''Onlar, kendi canları çekmesine rağmen yemeği yoksula, yetime ve esire yedirirler. 'Biz sizi Allah rızası için doyuruyoruz; sizden ne bir karşılık ne de bir teşekkür bekliyoruz. Biz, çetin ve belâlı bir günde Rabbimizden (O'nun azabına uğramaktan) korkarız' (derler). İşte bu yüzden Allah onları o günün fenalığından esirger; (yüzlerine) parlaklık, (gönüllerine) sevinç verir. Sabretmelerine karşılık onlara cenneti ve (cennetteki) ipekleri lütfeder.''

b

23 Eylül 2016 Cuma

Çok mu dertsiz duruyorum uzaktan bakınca?

   Bugün ''Neden mutsuzuz?'' veya ''Nerden bulur bu insanlar ben mutsuzken gülünecek şeyleri?'' sorularına cevap aramak için yazmaya karar verdim. Mutluluğun ve mutsuzluğun genellikle dış etkenlerden bağımsız insanın genel olarak hayatı algılayış biçimiyle alakalı olduğuna inanırım. Ayrıca hepimiz yaradılışımız, yaşımız ve hayat tecrübemiz gereği mutluluğu farklı boyutlarda ve farklı alanlarda yaşıyoruz. Seçimlerimiz elbette etkili hayattaki mutluluk katsayımızla ve biz bu seçimlerin bizim için en iyi karar olduğuna -başımıza kötü şeyler gelse bile- inandığımızda; mutluluğu, daha doğrusu huzuru yakalıyoruz. Peki biz daha mutlu olmak için nasıl tepki vereceğiz hayatın akışına ve nasıl doğru seçimler yapacağız?
     Öncelikle hayatın, canlıların, insanların biz olmasak da hayatlarına devam edebileceklerini kabul edelim, biz sadece evrenin küçük bir parçasıyız ve bir gün bu dünyadan göçüp gideceğiz. Ölümü mutsuzluk ve en büyük acı olarak algılamak da bizim kısa hayatlarımızda aşamadığımız problemlerden. Ölüm ötesi yaşama; ahirete inanan insan burada ferahlıyor. Yok olmayacağımızı, yapılan iyi işlerin ziyan olmayacağını bilen insan; yok olup gideceğini düşünen insan kadar hayata karamsar bakmak zorunda değildir. Çünkü burada şartları kötü olsa ve hayatta herşey istediği gibi gitmese dahi onu daha güzel bir hayatın beklediğini ümit etmekte ve bu yönde çalışmaktadır. Bu dünyanın bizim için bir sonu olduğuna inanmak ayrıca dertlerimizin, bizi mutsuz eden şeylerin de bir sonu olduğunu hatırlamaktır. Hatta bu sıkıntıların eğer Allah'ın doğru yolundan çıkmamak adına çekildiyse, birer mükafata dönüşeceğini bilmektir. Kısaca bu dünyadan gelip geçeceğimize ve ahirete iman etmiş bir kişi için dertlere katlanmak daha kolay olacaktır, Allah'ın izniyle.
    İkinci olarak; sahip olduğumuz pek çok şey varken bizim olmayanla uğraşmaktan vazgeçmek zorundayız. Bu vazgeçiş nefsi tarafından yönetilen ve sürekli daha fazlasına ihtiyacı olduğuna inandırılan insan için gerçek huzura giden yolun başlangıcıdır. Çünkü genellikle arzu ve isteklerimiz bizleri kör gözlerle yanlış yollara, pişmanlıklara sürüklemektedir. Bunlardan kurtulmanın yolu elimizdekinin, bize verilenin kıymetini bilmek, başkasının hakkına tecavüz etmekten sakınmaktır. Rızkı veren Allah'tır; dilediğine rızkı artırır, dilediğine daraltır. Bunu sorgulayıp kendimizi mutsuz etmektense elimizden gelenin en iyisini yapmaya gayret edelim. Allah'ın hakettiğimiz şekilde değil de merhametiyle muamele etmesini dileyelim. Çünkü güç ve kudret sahibi biz değiliz, kendimizi yaratan ve ilim öğreten de biz değiliz. Bu sebeple sahip olduğumuz beden, sağlık, kabiliyetler hepsi birer şükretme sebebidir. Hepimiz hayatta bazı eksikliklerle imtihan olacağız, sahip olduklarımıza şükretmek huzurlu ve mutlu bir hayatın anahtarıdır. İbadetler bizim ne kadar acziyet içinde olduğumuzu anlamamıza ve şükrümüzü artırmamıza birer vesiledir. Oruç ibadeti nefsimizle mücadelenin yanında, su ve yemek olmadan geçen birkaç saatin bile insanı ne kadar zorladığını gösterir bize ki; suyu gökten indiren, yiyecekleri yerden çıkaran biz değiliz. Namaz aynı şekilde günün belirli vakitlerinde Allah'ı anmak, başımıza ne gelirse gelsin sabretmek ve O'ndan yardım dilemek için bir nimettir. Tabi pek çoğumuz bu ibadetler için şükretmemiz gerektiğini düşünmemiş olabilir. İbadetleri görev değil de nimet olarak görmek gerektiğini düşünüyorum, çünkü ibadetler bize kendi hayatımızı düzenlemek, başımıza gelen olaylara sabretmek, kötülüklerden uzaklaşmak konusunda yardım eder. Biz ibadetimizle en başta kendimize yardım etmeye başlarız, tabi sonrasında çevresine de faydalı insanlar olup iyi işler yapabiliriz. Kendisine daha sonra da topluma faydalı olan insanın mutlu olma olasılığı, karşılaştığı olaylarla nasıl başa çıkacağını bilmeyen çıkmazda kalan ve sürekli başkalarından yardım bekleyen insandan daha fazla olacaktır.

     Kötü olaylar yaşamak, bazen yalnız kalmak, bazen anlaşılamamak, bazen hastalıklar ölümler mutsuzluk sebebidir evet ama hepsi geçicidir. Şöyle düşünelim; yaz ayları bitti sonbahara girdik, şimdi o mis gibi kokan çiçekler solacak, yapraklar dökülecek ama hangi ağaç yaprakları döküldü deyip hayata küser? Hepsi bir sonraki baharı bekler, sert kışın ardından gelecek güneşi bekler. Bizim de ümitsizliğe değil ümide ihtiyacımız var her zorlukta yıkılmaya değil, imtihanlarımızı sabırla aşıp olgunlaşarak, güzel günler göreceğimize olan inançla yaşamaya ihtiyacımız var. Selamlar, hayırlı cumalar..

12 Eylül 2016 Pazartesi

Bayramlar ve insanlar

     Herşeyden önce günaydın ve hayırlı bayramlar :) Bizler dini konularda veya diğer konularda sürekli tartışmaktan yorulmayan, her konuda illaki kendi fikrimizi kabul ettirmek için çabalayan insanlarız, peki hiç Allah ne diyor bu konuda, kitabımızda ne yazıyor diye düşünüyor muyuz? Çevremde tartışan insanlar bu kesin bilgiyi nereden almışlar merak içindeyim, çünkü tartıştığımız konuların insanları dinden soğuttuğunu ve insanların akın akın gelmesini beklerken Müslüman ailelerde doğanların bile bu yolu seçmediğini acıyla görüyoruz. Kendimize Müslüman diyorsak ağır bir yük altındayız, kendi nefsimize veya atalarımıza geleneklerimize göre değil Kuran'a göre hareket etmeliyiz. Kuran'ı anlamak ve anlatmak için çabalamalıyız. Özünde Allah inancı olan ve ibadetlerle, sosyal hayattaki düzenlemeleriyle insana doğru yolu gösteren Kuran; aynı zamanda bizlere örnek olması açısından geçmiş peygamberlerin ve kavimlerin başlarından geçenleri de anlatmaktadır. Bizler de onlara benzer günahların pençesinde kıvranmayalım diye doğru yolu işaret etmektedir.
      Bayramlar tartışalım diye değil, birleşelim diye var, kurban kesmeyi felaket olarak gören insanlar var, eğer et yemiyorlarsa, biraz doğal yaşama dikkat etseler Yaradan'ın kurduğu düzene baksalar hergün heran bir canlının diğerine yem olduğunu görecekler, böyle bir dünyada yaşadığımızın bilincine varmak zorundalar. İkincisi eğer et yiyorlarsa bugün hayvana eziyet edenler dışında kesim konusunda hergün yapılandan farklı bir uygulama yapılmayacak; fakat hergün yapılandan farklı olarak durumu daha iyi olanlar, fakirin yetimin de karnını doyuracak Allah rızası için. Hacc suresi 17. ayet der ki ''Onların ne etleri ne de kanları Allah'a ulaşır; fakat O'na sadece sizin takvânız ulaşır. Sizi hidayete erdirdiğinden dolayı Allah'ı büyük tanıyasınız diye O, bu hayvanları böylece sizin istifadenize verdi. (Ey Muhammed!) Güzel davrananları müjdele!'' Biz Allah'ın bize verdiği nimetleri farketmek için kurban keseriz, ben böyle anlamaktayım.
     Ayrıca Ramazan bayramları nasıl ki tuttuğumuz oruçla, bir damla suyun bir parça ekmeğin kıymetini anlıyor ve şükrediyorsak, Kurban bayramında da Allah'ın bize faydalanmamız için verdiği hayvanlar için şükrediyoruz, o hayvanları bize boyun eğdiren, bu düzende bizleri güçlü ve akıllı kılan Allah'tır. Allah'ın nimetlerinden ulaşamayanları da faydalandırmayı en önemli noktalardan biri olarak görüyorum. Bayramlar Allah'ın rızasını kazanmak için o kadar güzel bir vesile ki küsseniz barışmak için bir vesile, yardım istemeye çekinen kullara yardım için bir vesile, insanlarla biraraya gelip sohbet etmek kaynaşmak için vesile. Bana kalırsa bayram tatilden ibaret değil, dünya hayatından gözümüzü çevirip de herşeyi bize bağışlayan Allah'a yönelme vakti, insanlar arasındaki kibri sınıflandırmayı dedikoduyu bırakma vakti, biraraya gelme vakti. Sevdiklerinizle nice bayramlar dilerim, vakit Allah'a koşma vakti, O'ndan başka sığınacak ve kaçacak başka kimsemiz yok.


22 Ağustos 2016 Pazartesi

Huzursuz, uykusuz insanlar

     Uyku öyle bir nimet ki insan uyku düzeni bozulduğunda hayatının duygularının tamamen yön değiştirdiğini farkettiğinde anlıyor. Biz kimi zaman sabah ezanına kadar uyumayan bir bebekle uğraştığımızdan az çok biliyoruz, gece Allah'ın insanlara dinlenmeleri için verdiği bir nimet. Sosyal medyada bir iki gecedir uykusuzluk çeken insanlar yazılar paylaşıyorlar, sebebini çözmek için. Aklıma bazı sebepler ve çözümleri geldi, maddi değil manevi sebepler üzerinde duracağım aslında. Çünkü uyku bambaşka bir boyut insanın rahatlama, dinlenme durumuna geçtiği, iradesinden uzaklaştığı bir zaman dilimi, ne rüya göreceğimizi kontrol edemiyoruz mesela, bizim kontrolümüzün dışında bir şey uyku. Rüyalarla ilgili Mustafa Kaya isimli yazarın Sana bir sır vereceğim ve Hızır dokunsun rüyalarına adlı kitaplarını öneriyorum.
      Çevremde uykusuzluk problemi çeken insanların çoğunda, başka insanlara olaylara fazlaca takılma, kendi vicdanıyla hesaplaşmaktansa başkasını suçlama eğilimi var. Bizler başkalarını değerlendirmeye kalktığımızda -ki böyle bir hakkımız yok- kendimizi temize çıkarma içgüdüsüyle yaparız bunu. Halbuki insanoğlu başkalarından önce kendiyle hesaplaşıp kendi negatif yönlerini pozitife çevirmek için uğraşmalı. Çünkü bizler bu hayatımız sonlandığında kendi davranışlarımız için hesap vereceğiz başkası için değil. Kendi vicdanımızı rahatlatmak için kendimizle yüzleşmek zorundayız başkalarıyla uğraşmaktan vazgeçip. Bunu başarabilmek için insanın konumunu iyi bilmesi, eğriyi ve doğruyu iyi ayırt etmesi buna göre bir değerlendirme yapması şarttır. Bu ancak Kuran'la mümkündür. Başka sistemler uygulamalar da insanlara rehberlik edebiliyor, fakat hepsinin temelinde kendimizi nerde konumlandırdığımız ve hayata geliş amacımız yatar, bu soruları cevaplayamıyorsak tutarlı davranmak ve huzurlu bir yaşam uzun vadede biraz zor görünüyor. Yani hayat görüşümüze Allah inancını ve ölümden sonraki yaşamı ekleyemediğimizde bu dünyada büyük bir boşluk ve anlamsızlık içinde bocalarız. Yapılan her haksızlık yaşanan her olay gözümüzde gereksiz yere büyüyecek, bir sahibi olduğunu unutan insan yalnız ve çaresiz hissedecek, üzüntü ve korkularla başbaşa kalacaktır.
     Allah'a dayanıp güvenmek, bu dünyada O'nun emirleri ve yasaklarıyla yaşamak, ahiret inancı insanı bu dünyada kanaatkar huzurlu bir birey yapar, bir bakar ki dünyada da pek çok şey aslında sandığı gibi zor değilmiş. İnsana bütün bunları zor gösteren ve bu dünya için kendisini feda ettiren nefsi ve şeytanmış. Bunları anladığında Allah izin verirse doğru bir yola giren insanoğlu, başkalarına da gerçek anlamda rehberlik edebilir, eşi çocuğu komşusu dostu farketmez. Allah yolunda savaşmanın ne demek olduğunu bilirse, Allah'ın dinine yardım edenlerden olabilirse ne mutlu ona.
     Peki bütün bunların uykuyla alakası nedir diye sorabilirsiniz, çok basit vicdanıyla hesaplaşan yarın başına ne gelirse gelsin Allah'a güvenip dayanacak ve sabredecek kimse ile sürekli endişe halinde, Allah'tan değil yarattıklarından korkan, ve neden yaşadığını dahi bilmeyen kimsenin iç huzuru, dengesi aynı olabilir mi? Yatmadan önce namazını kılıp kendisini Allah'ın himayesinde hisseden kimsenin rahatlığı, kendi kendine yetmeye çalışan insanla aynı olabilir mi? Bu dünyanın yükünü omuzlarına almış insanın üzerindeki baskı; bu dünyayı gelip gideceğimiz bir mekan olarak gören Allah'ın daha pek çok evren yarattığını bilen insanla aynı olabilir mi? Hakkını hukukunu korumak için elinden geleni yapan olmadığında ilahi adalete güvenen kimse ile, sürekli haksızlığa uğrayacağını düşünen kimse aynı frekansta mıdır? Üzerimizdeki yükleri atma vakti, Allah'a koşma ve ipine sımsıkı sarılma vakti, başka bir kurtuluş yolu yok insanoğlu için. Hayırlı günler...

18 Ağustos 2016 Perşembe

Savaş ve çocuklar

     Mültecilere düşmanlık besleyenlere ısrarla anlatmaya devam ediyorum, hepimiz insanız, ve sonumuzun ne olacağını bilmiyoruz. Ülkemiz için savaşmak zalime karşı koymak en önemli görevimiz bebeğini bırakıp savaşa koşan Nene hatunun torunları gibi davranmak ne kadar şerefli bir davranış. Allah bu vatanı Müminlerin yurdu eylesin her zaman. Fakat bu gücü kendinde bulamamış kaçıp ülkemize sığınan özellikle kadın ve çocuklara olan nefretiniz son bulsun artık, yoruldum.
     Zulme uğrayan ve buna karşı koyamayan kişinin bulunduğu yeri terketmesi ve kendisine sığınacak bir yer araması garip değil, hepimiz yeri geldiğinde yapmadık mı bunu? Bize zulmedenlerin hepsini öldürme veya yok etme gücümüz olmuyor, çoğu zaman kaçıyor kendimize başka bir dünya kurmaya çalışıyoruz. Hicret eden Peygamberimizi ve onunla beraber olan Müslümanları sanki bilmiyormuş gibi davranıyoruz. 
      Bu insanların kendi ülkelerinde huzur ve barış için savaşmaları gerektiğini söylerken bizler kendi hayatımızda ve kendi ülkemizde huzur ve barışı sağlamak için ne kadar fedakarlık ediyoruz kendi rahatımızdan? Büyük konuşmadan önce herkes elini taşın altına koysun, siz kendi yavrunuzu bombalar altında kalsın enkaz altında ölsün diye savaşın ortasında bırakabilir misiniz? Siz savaşacak dahi olsanız eşinizi çocuğunuzu güvenli biryere götürmek istemez misiniz? Kocası ölmüş kadınları ve yetimlerini düşünün, burda yeniden hayata tutunmaya çalışıyorlar. Bu kadar gaddar olmayın, evinize almak yardım etmek zorunda değilsiniz ama bu topraklar, bu ağaçlar, yeryüzü, hepsi ve daha göremediğimiz pek çok şey Allah'ın. Biz sadece gelip geçecek olan bir topluluğuz. Bunun idrakında olmalıyız. En içimi acıtan çocuklara karşı davranışları insanların, kimi hakaret ediyor, kimisi aşağılıyor: O çocuk neler gördü, ne yaşadı da buraya geldi fikrin yok, bu çocuğun anne babası hayatta mı bir akrabasının yanına mı sığındı fikrin yok, ama küçümsemek bedava, aşağılamak bedava. Bu yavruların kamplarda daha iyi olacağını söyleyenler de var elbet ben de öyle düşünüyordum, taki birkaç haber okuyana kadar kamplarla ilgili. Yani herşey sizin düşündüğünüz gibi güllük gülistanlık değil. Onlar içinde dilini, yolunu bilmedikleri biryerde yaşamak çok muhteşem değil, bunu kaçmaya çalışırken boğularak ölen mültecilere bakarak anlayabilirsiniz. Ne yazık ki insanlar çaresizlikten ölmeden önce, acaba elimizden birşey gelir mi diyen insan sayısı giderek azalmakta; vicdanlı kalalımi, insan kalalım!


      Halep'te atılan bombalar sonucu enkaz altında kalan Ümran, bu fotoğrafla karar verdim bu yazıyı yazmaya, gene bugün içinde Elazığ ilimizde gerçekleşen patlamada yaralılar ve ölüler var, Allah ölenlere rahmet yaralılara şifa versin. Cinnet geçirmiş insanlar daha çok toprak, para, güç arzusuyla insanları öldürmekten, sakat bırakmaktan ve onları yurtlarından çıkarmaktan hiç rahatsız değiller. İyinin ve kötünün savaşı devam edecek, ama siz tarafınızı seçin, Halep'teki çocuk buraya geldiğinde güleryüzle karşılayın onu tiksinerek bakmayın, yarın size ve evladınıza tiksinerek bakmayacaklarının garantisi yok çünkü. Bir çikolata bir güleryüz de mutlu eder çocukları, önyargılarınızı bırakın onlar da insan, zulüm görmüş insanlar yaralarını sarmaya çalışırken kanatmayın. Sonra incittiğiniz yerden incinirsiniz, gerçek zulmü kendinize etmiş olursunuz.
      Ümran için duam Allah şifasını versin ve bu yavruyu inşallah yüksek makamlara yerleştirsin, öyle ki savaşın acısını çekmiş olan bu yavru barış ve huzur için Allah yolunda durmadan çalışsın, kendi ülkesini de oradaki insanları da aydınlığa çıkarsın. Ben kendi çocuğuma bakınca o yavruları o yavrulara bakınca da oğlumu görüyorum. Biliyorum ki Allah bu farklılıkları bizlere imtihan vesilesi olarak yarattı, nefreti bırakalım. Biz bu dünyada yaşıyorsak ve olanları görüyorsak sorumluluğumuz var, sesimizi yükseltmeliyiz, kötü varsa iyi de var, karanlık varsa aydınlık da var. Allah sabredenlerle beraberdir, hayra, aydınlığa koşanlara selam olsun.

2 Ağustos 2016 Salı

Çocuklarımızı korumalıyız

     Bir anne ama bundan önce bir insan olarak son zamanlarda çocuk taciz ve tecavüz haberlerini insanlığımdan utanarak, o yavruların başına gelenlere engel olamamış bir hiç olarak okuyorum. Biz biriz onların çektiği acılar bizlerden uzak değil, bir çözüm bulunması için, cezalar artırılsın diye bir yazı yazmıştım, hatta öldürülen çocuklar da var, bu yavruları katledenler için de idam cezası olmalıdır dedim, Kuran'da Bakara suresi 179. ayet derki; ''Ey akıl sahipleri! Kısasta sizin için hayat vardır. Umulur ki suç işlemekten sakınırsınız.'' Yapılan zulme misliyle karşılık verilebilir bunun sebebi suçtan sakındırmaktır; birkaç gün önce kimyasal hadımın yasallaştığını okudum bir sitede. Açıkçası sevindim, minicik yavruların bedenlerine ruhlarına acı verenlere, onları hayattan koparanlara yeterli bir ceza mı derseniz, bilemiyorum ama en azından o çocuğun hayattaki renklerini soldurduğu gibi kendi dünyası da kararacak, erkeğim diye ortalarda dolaşıp başkalarına da aynı şeyi yapamayacak. Kimi insan hakları savunucuları hapis cezasının yeterli olduğunu düşünmüş, hapis cezası ne kadar caydırıcı olabilir bir sapık için? Hele ki çoğu zaman çok uzun cezalar da almıyorlar. Yatar çıkarım diyerek tekrar yapmayacağının garantisi yok, ama hadım cezası caydırıcı bir ceza hem de toplumdaki masum yavrularımızı korumak için de gerekli. İnsan haklarından daha önemlisi çocuk hakları, çünkü toplumun geleceği onlar, umudumuz onlar, bizleri iyiye ve güzele taşıyacaklarını umut ettiğimiz yavruların bedenlerinin hayallerinin kirletilmesine onay veremeyiz. Biz yetişkinler olarak dahi tacizi tecavüzü kabullenemiyoruz, onlar küçücük dünyasında neler yaşıyorlar, fiziksel olarak ruhsal olarak nasıl acı çekiyorlar tahmin edemiyorum. Çocuklarımızı koruyamıyorsak biz şeref namus ve haysiyetimizi yitirmeye mahkumuz.
      Verilecek cezanın dışında, bu çocuklar genellikle devlet korumasına alınıyor, buraların da daha iyi denetlenmesi, çocukların ihtiyaçlarının daha iyi karşılanması gerekir. Aslında çocukların yaralarının en iyi bir aile ortamında sarılacağını düşünüyorum. İlgi, sevgi ve zaman herşeyi çözer Allah izin verirse. Bu sebeple koruyucu ailelik uygulamasını yürekten destekliyorum, hatta en büyük hayallerimden biri koruyucu aile olmak. Bir evladım var ama Allah'ın yarattığı her kul ilgiyi şefkati yuvayı hak eder. Bizi bugünlere getirirken elimizden tutan herkese borçlu değil miyiz? En çok da yalnızken aile sahibi yapan, fakirken zengin eden Allah'a şükran borcumuz yok mu? Başkalarının elinden tutmak, birilerinin kurtuluşuna hayrına vesile olmaktan daha güzel ne olabilir ki. İşte en az fakiri, yoksulu doyurmak kadar, ailesi hayatta olsun olmasın yurtlardaki çocuklara sahip çıkmak da bizim görevimiz. İnşallah çocuğu olmayan aileler de içlerindeki sevgiyi bu yavrulara verirler, çünkü tedaviler düşüklerle psikolojisi bozulan birçok insan var, Allah size bir eksiklik vermedi ki, onu tamamlayacak yavrular da çok uzakta değil. Gerçekten yalnızca doğurmak yetmiyor anne olmak için hatta doğurmaktan daha zor olanı ömür boyu ona destek olmak, onu büyütüp hayata hazırlamak. O yüzden çocuk sahibi olmak istiyorsanız, yalnız kalmış yavruları da unutmayın derim, bu konuyla ilgili facebook grubuna burdan ulaşabilirsiniz.
       Gerek sahip çıkarak, ihtiyaçlarını gidererek gerekse onlara zarar verecek hasta ruhlu insanlara gereken cezayı vererek bizler çocuklarımızı, masumiyetimizi, onurumuzu koruruz. Çocuklar bizim geleceğe bırakacağımız mirastır, sadece kendi çocuklarımızdan ibaret değil bu dünya bunu da unutmayalım, kendimiz için ve onlar için eşit, adaletli bir dünya hayalimizden vazgeçmeyelim. Allah'tan ümidimizi kesmeyelim, yapılan küçük bir iş dahi karşılıksız kalmaz unutmayalım, daha iyi bir dünya için çabalamaktan vazgeçmeyelim.
   
   

31 Temmuz 2016 Pazar

Namaza başladıktan sonra..

     Namaz pek çoğumuz için yaşlanınca kılarız, işlerimizden vakit bulamıyoruz diyerek ertelenen, insanlara ağır gelen bir ibadet, günün 5 vakti çok değerli zamanımızdan harcamaktan sakınarak, bu vakti dedikodu, tv izlemek, telefonla oynamak veya fazladan uyumakla değerlendiriyoruz. İnsanlara kızmak değil amacım, ben de tam olarak böyleydim, küçük bir kaza sonrası dizimi incittim. Bükmekte zorlanıyordum, yürürken topallıyordum yolda yürürken insanlar acıyarak bakıyordu. Herşey böyle başladı.
    Diz eklemlerindeki sakatlıkların ciddi olabileceği ve ömür boyu sorun çıkarabileceğini okudum, doktora gidersem ameliyat ol diyecek diye korkmaya başladım, çünkü dizimi hiç bir yöne hareket ettiremiyordum ağrı olmadan. Ben bize can ve sağlık veren Allah'a güvendim, Allah'ın yarattığı sistem bir kez düşünce bozulacak ve bir daha düzelmeyecekti öyle mi? Kendi yaratmadığım bu beden için ahkam kesmeyi bıraktım. Nasıl ki yaralar iyileşiyor, zor zamanlar geçiyorsa bu ağrılar da dinecek ben tekrar yürüyecektim. Peki nasıl Allah'a arz edecektim durumu? Hiç namaz kılmayan ben, namaz rekatlarını, okunacak surelerin bir kısmını, rükuyu secdeyi, namazı anlatan internet sitelerinden öğrendim ve kılmaya başladım. Diz ağrılarım olduğu için 5 vakit kılamıyordum, ama bükmekte zorlandığım dizim namazda o kadar acımıyordu, şaşkındım. Aynı hareketi başka zamanlarda yapmam mümkün değildi. Allah'tan yardım istediğimde herşey sanki daha kolaydı ve  acı çektiğim için kalbim daha samimiydi. Sonra çok şükür ara sıra ağrılarım olsa da düzeldim, özellikle her cuma namaz kılmak isteyip kılıyordum, ama diğer günler kılmak aklıma pek gelmiyordu. Hamileliğim de böyle geçti bir farkla Kuran meali okumaya başladım, doğumdan sonra ise namazı bıraktım bebeğimle ilgilenmek çok zor geliyordu, devamlı oturmak veya uyumak istiyordum bebekle ilgilenmediğim vakitlerde. 2. ayında alerji kaynaklı egzama ve ishal sorunu çok yıprattı, dua ediyordum sürekli Allah'ım bir çare diye, çok şükür. Yumurtalı hazır yiyecekleri ve şekeri kestikten sonra, birde probiyotik gıdalarla (yoğurt,elma sirkesi) bağırsaklarıma iyi gelen yiyecekler tükettiğimde bu sorun da çözüldü Allah'ın yardımıyla. Aidin Salih hocaya ve onun yazılarına ulaşmıştım internetten, bir de kortizonsuz bir egzama kremi bulmuştum ''coresatin'' hala pişiklerde kullanırım. 
    Namaza gerçek anlamda başlamam ailem ve eşim arasında kalıp ne yapacağımı bilmediğim zamanlarda oldu, yuvamı tercih ettim ama ailemi de arayıp soruyorum, bütün bu sıkıntılı zamanlarda Allah'a sığınan ben birşey farkettim, Allah bu sıkıntılarımızı çözdüğünde biz Allah'ın dininden ona dua etmekten hemen yüz çeviriyoruz. Şükretmek için dua etmeliydim, namaza devam etmeliydim, ben ikiyüzlü bir insan olmamalıydım, çıkarı için yüzümüze gülen insanlardan nasıl nefret ediyorsak, Allah'ın huzurunda bu korkunç duruma düşmekten çok korktum. Oruçlarımı tutmalıydım ki Aidin Salih hoca da orucun çok büyük bir şifa olduğunu kitaplarında yazmıştı.Allah kullarına bir rahmet olarak indirmişti Kitab'ı ve ibadetleri, O'nun emrine uygun yaşayarak faydalarını görmek mümkün. Kaza oruçları tutmaya başladım, haftanın 2 gününü oruçlu geçiriyorum. Bilmeden de olsa açlıkla ve Allah'ın mucize nimetleriyle şifa bulduktan sonra bu nimetleri terkedip sonra da ben neden hastalandım demek olmazdı. Oruç nimetini terketmeyecek, aksine tutamadıklarımı da tutacaktım acele etmeden. Namaza, Allah'a şükür ve duaya devam edecektim, sadece başım sıkıştığında yakaran, zevk ve sefa içindeyse herşeyi unutan bir insan olmak istemiyordum. Sabah namazına özellikle korkarak uyanıyordum, bu vakit Kuran'da şahitli olduğu belirtilmiş bir vakitti. Her vaktin önemi olmakla beraber, sabah namazına kalktığımda gün boyunca namaz kılmaya daha istekli olduğumu gördüm. Bazı vakitleri atlayarak kılmaya devam ettim bu arada sağlığımda olan değişiklikleri insanlara muhakkak anlatmalıyım dedim. İnsanlar bunun için namaz kılmamalı, içinden geldiği için Allah'a yakarmak, ona şükretmek, derdini dileğini anlatmak için; önünde saygıyla eğilmek için kılmalı. Bize can veren, yuva veren, evlat veren, rızk veren hep O değil mi? Neden başkalarına vaktimizi çokça ayırırken namazı bırakalım ki? Biz namaza  ve Allah'a sımsıkı sarılalım ki Allah'tan birşey istemeye de yüzümüz olsun. O'nun emirlerinden yüz çevirip ondan yardım istemek.. Allah çok büyük ki gene de dualarımızı geri çevirmiyor. Öyleyse haydi arkadaşlar Allah'a koşun çünkü O'ndan merhametlisini bulamayacaksınız, O'ndan başka dost da bulamayacaksınız.


     Anlatmak istediklerime gelince; ben depresyona girmeye meyilli bir insandım, insanların kırıcılığı, bencilliği, hırsı beni çok yıpratmıştı, kendi ailem bile yüz çevirdi ve yalnız kaldım, namazla yalnız olmadığımı anladım. Benim içten dualarıma ibadetime Allah gönlüme ferahlık vererek, içime huzur vererek cevap veriyordu. Hiç ummadığım şeyler oluyordu, diz ağrılarım tamamen bitmişti, oruçla beraber nefsimi kontrol edemeyen ben iradeli ve daha kararlı bir insan olmuştum. Düzensiz ve işlerini asla zamanında yapamayan ben namazla düzenli ve gününü verimli kullanan bir insan olmuştum, pek çok komşu edinmiştim yeni taşındığımız sitede. Eski arkadaşlarımla tekrar buluşuyorduk, yalnız değildim artık. Oğluma bakmak eziyet olmaktan çıkmış çoğu zaman sinirlendiğim olaylara olur öyle şeyler demeye başladım. Eşime karşı da aileme ve beni üzen her olaya her insana daha anlayışla bakmaya başladım, içimi ferahlatan herşeyi dayanılır kılan namaz ve Kuran'dı. Ülkenin içindeki zor duruma üzülürken bile Allah büyüktür, herşeyin bir sebebi vardır, Allah inananlara zulmetmez dedim. Fakat insan kendine ve başkalarına zulmediyordu, bizim görevimiz de buna karşı durmaktı. Bu dünyada barışı huzuru eşitliği sağlamak, gerçek hayatın ahirette olduğuna iman ederek bu dünya malına tamah etmemek, bizden daha zor durumda olan herkese yardım eli uzatmaktı. Görevlerimi, hayatta durmam gereken noktayı öğrenmiştim, ruh ve beden sağlığım uzun süredir böyle değildi. Bunları anlattım çünkü içinizdeki bunalımın, stresin, üzüntünün kaynağı Kuran'dan, Allah'ın bize gösterdiği yoldan uzak bir hayat yaşamanız olabilir. Başınıza gelen sıkıntılar da tam olarak dönmeniz gereken yönü göstermektedir. Ne olur modern hayatın içinde, başkaları ne düşünür diyerek dininizi öğrenmekten ve yaşamaktan vazgeçmeyin, hurafelere değil Kuran'a yönelin. Bizim için kurtuluş yolu apaçık orada anlatılıyor, anlamak ve bilmek isteyenler için. Bir söz okudum, bir Kitap hayatınızı değiştirir diye, o Kitap benim için Kuran'dır. Kuran geri dönmek istemeyeceğiniz güzel bir yola sokar sizi. Gerçek ben kimim bunu sorgularken bulursunuz kendinizi? Gerçeklik dediğimiz nedir, ne kadar görecelidir, kendimizi bulmak için özümüze dönmek için biz bu gerçeklikle karşılaşmalıyız. 
      Hayatımdaki pek çok mucizeyi Kuran'la namazla ve oruçla tanışınca yaşadım, ölüleri dirilten Allah ölü kalpleri de diriltir. Herşeyin bir manası olur gözünüzde, karıncanın dahi; yaşamak boş ve anlamsız değildir artık. Kendinize hedefler koyar, kısacık ve ne zaman biteceği bilinmeyen ömrümüzü hayırlı işlerle doldurmaya çalışırız. Öyle ya geri dönüş yok, topladığımız mallar bizi bırakacak da yaptığımız iyi işler dünyadan giderken bizimle olacak. Ben zaten iyiyim namaza ibadete gerek yok diyebilirsiniz ben de öyle derdim, fakat şimdi anladığım, namaz ve oruç insanın bizzat kendi sıhhatini, gücünü koruması için, başına geleceklere dayanabilmesi için, Allah'a daha yakın olabilmesi, sabrı öğrenebilmesi için şart; yoksa en ufak imtihanda imanımız da iyiliğe olan inancımız da kaybolabilir. Allah bizleri doğru yola iletsin, hayırlı günler dilerim.

Yaşam ve Ölüm

Doğumu mucizevi bir olay kabul ediyoruz fakat ölüm neden hep kötü şeyler hatırlatır bizlere? Başka bir boyuta geçeceğimize inanan herkes iç...