6 Mayıs 2017 Cumartesi

Sen kimsin?

Konumuz kibir ve gurur. Başlıksa kişisel bir tecrübeden hareketle atıldı. Ortaokul yıllarımdı, babam tartıştığı birisinden bahsederken ''sen kimsin?'' dediğini anlatıyordu, yüzünde küçümseyici bir ifade; ben de odadaydım, bu konuşmanın üzerine ''sen kimsin ki?'' dedim babama, babamın üzerime yürümesi, annemin onu tutması; annemin ısrarıyla ve bir hışımla kendi odama gitmem. Benim düşüncelerim bugün de aynı: biz kimiz ki başkalarını küçümsüyor, onları yargılıyoruz? Neyiz bu evrende, neyimizle övünüyoruz? 

İnsan kendi ailesini bile seçemiyorsa ancak kendini düzeltmeyi amaç edinmeliydi. Tabi gençken herkesi ve herşeyi düzeltebileceğime olan sonsuz inancım kırıldı zamanla ama bu lafı unutmadım. Ve başkasına söylerken kibirden dört köşe olduğumuz bu lafı başkasından duymanın getirdiği öfkeyi de. Kendisine yapılmasını istemediği her davranışı başkasına yapanlara ne diyebiliriz ki? Kuran'da anlatıldığı üzere Allah zulmetmiyor bize, kendimize zulmediyoruz. Hiç düşünmeden konuşuyor, düşünmeden hareket ediyoruz; bize farklı ve anlaşılması zor gelen her düşünceden, her hakikatten ardımıza bakmadan kaçıyoruz. Kaçarken, hakikati söyleyen insanları da paramparça ediyoruz ki hakikatin zerresi kalmasın artık, kimse bize işittiremesin doğruyu. Sonuç; belki de kurtuluşumuz olacak bir fikri savuşturmanın verdiği rahatlıkla kendi dünyamıza dönüp bir oh çekiyoruz. Yalanlar üzerine kurulu bir hayal dünyasındaysak ve farkında değilsek, bunu hiç düşünmüyoruz. Zaten ben demekten, benim fikirlerim, benim doğrularım demekten hakikati aramaya da pek zaman kalmıyor. Peki ya en değerli hediye olan zaman bize hakikati aramak için verildiyse? Ve biz edindiğimiz iki üç beceri ve bilgiyle hava atmaya uğraşırken işin aslı hiç de böyle değilse?

Kibir Allah'ın sevmediği özelliklerdendir evet, fakat kibir ve tüm kötü huylarımızla biz kendi kendimizi mahvederiz sadece. Yani öğüt veriliyorsa bizlere bu kendi iyiliğimiz içindir. Yoksa Allah bizden kat kat imanlı ve kat kat iyi insanlar yaratmaya muktedirken ona bir fayda ve zarar sağlama düşüncesi yanlıştır. Biz kendimiz doğru yolu buluruz ve Allah'ın izniyle çevremizde güzelliği ve doğruyu arayanlara yardım ederiz, yapabileceğimiz bundan ibarettir, değil gezegenleri, bir atomu dahi bir yörünge üzerinde hareket ettiren güç bizde değil, zerresinden bütününe kadar bizim kontrolümüzde olmayan pek çok şey varken hatta hayatlarımız pamuk ipliğine bağlıyken neyin kibri be kardeşim? Ahmed Hulusi hocam bir yazısında ''Arıya vahyeden Allah sana vahyetmiyorsa neyleyim'' diyor. Arı yolunu biliyor ve o yoldan gidiyor; bizlerse yolumuzu şaşırdığımızda bize yol gösterenlere sırt çevirip, Allah'ın vahyine değil kendi nefsimize göre hareket ediyoruz. İşte bu noktada kibir en büyük düşmanı insanın, doğruyu bildiğine olan inancı hakikati aramasına büyük  bir engel. 

Sürekli ben diye dolaşanlardan uzaklaşmak en güzeli, onlar Allah kullarını değil kendilerine kul olacakları, kendilerine itaat edecekleri aramaktalar. İnsanlara kul olmayı; ve onların Allah'ın hükümlerine ters düşen kurallarına göre yaşamayı putperestlikten farklı görmüyorum. Nasıl ki putlar yıkılmaktan kendilerini koruyamıyorsa, ne kadar büyüklenirse büyüklensin insan da başına gelecek felaketlerden Allah'ın yardımı olmadan korunamaz. Haddimizi bilmek belki zor gelir nefse ama huzura kavuşmak için buna muhtacız. ''Sen kimsin?'' den önce ''ben kimim?'' demek gerekir belki de..

11 Mart 2017 Cumartesi

Sınırlarımızı bilerek yaşamak


Tek başımıza düşünmek ve hareket etmek mümkün mü? Bir toplum içinde yaşadığımız sürece başkalarının tutum ve davranışlarını gözlemliyor, örnek alıyor veya onları eleştiriyor hatta yargılıyoruz. Bilgi çağında yaşadığımızı düşünürsek, herkes her konuda bilgi sahibi ve bu bilgiler yeni şeyler anlayıp keşfetmekten çok başkalarının hayatlarını eleştirmek üzerine kullanılıyor. Peki bir sınırı olmalı mı bu eleştirmenin? Biz gerçekten de düşünme konuşma gibi yetilerimizi başkalarını eleştirmek için mi kullanmalıyız? Veya yapıcı yorumlara ve eleştiriye hiç gerek yok mu? Bu sorulara cevaplar arayalım bu yazıda.

Denge insan hayatının en önemli konularından biri ve bu denge yaşamın her alanında hedefimiz olmalı. Yani hepimiz yemek yiyoruz ama birtakım yiyecekleri fazlaca tüketip diğerlerine burun kıvırınca rahatsızlıklar yaşıyoruz. Aynı şekilde spor yapıyoruz ama bunu da abarttığımızda vücudumuza zarar verebiliyoruz, hiç yapmadığımızda da keza aynı şekilde. Yani hayatın her alanında dengeyi bulmanın önemli olduğunu düşünüyorum. Bu davranış ve tutumlarımız için de geçerli. Hayatımızı başkalarını düzeltmek, onları eleştirmek, onlardaki kusurlarını aramak üzerine kurgularsak, dengeyi bozmuş oluyoruz. Biz neresinde kalıyoruz bu hayatın ve biz özeleştiri yapabiliyor muyuz? Veya bizi de aynı şekilde eleştirmeleri ve yargılamaları hoşumuza gider mi? Tüm bu sorular insana sınırlarını çizmesi için bir yol gösterir belki. Bizim hayatımızda karışılmasını istemediğimiz noktalara başkalarının da hassas olabileceğini düşünmek çok zor değil. Aynı şekilde başkalarının hayatını öğrenmek, irdelemek için harcadığımız fazla enerjiyi ve zamanı kendimizi tanımak, keşfetmek için kullanmak daha yerinde olur.

Peki hiç kimsenin hayatına karışmayalım, bize de karışmasınlar, böyle birşey mümkün mü? Aslında çevremizdeki insanların öğütleri, yorumları değerlidir. Çünkü her insan tecrübe ettiklerini bildiklerini aktarmak ister. Büyüklerimiz, öğretmenlerimiz çok güzel öğütler verdiler bize, kitap okurken aslında yazarın öğütlerini dinlemiyor muyuz kendi sesimizden? Fakat burada niyet ve üslup çok önemli. İnsanların hayatına onlara iyilik yaptığımızı düşünerek zarar verdiğimiz de olur, sadece niyet demedim bu yüzden. İyi niyetli dahi olsak kırmadan ve karşımızdakinin de özgür, düşünebilen bir insan olduğunu bilerek konuşmalıyız. Bu ailemiz arkadaşlarımız veya komşumuz olsun farketmez, herkes farklı imtihanlarla sınanıyor, farklı fıtrata sahip, dolayısıyla biz ancak öğüt verebiliriz. İnsanın hayatındaki tekamülü sağlaması kendi azmine ve çabasına bağlı. Kuran peygamberlere ve müminlere öğüt vermelerini söyler. İnsanları zorlamalarını, dışlamalarını değil. Her insan kendi sınavına tabiidir çünkü, zarar görmesinden korkarak yanlış yapmasından korkarak karışıyoruz başkalarına ama bilmiyoruz belki de öğrenmesi için o yanlışı yapması gerek.

O yüzden üzmeyelim kendimizi, başkalarının hayatlarına onlara yardım edebilecek müdahaleyi yaptıysak gerisi onlara kalmıştır. Evladımız dahi olsa onu adam edecek olan biz değiliz, biz kendi doğru ve değerlerimizi ona en güzel biçimde sunmakla yükümlüyüz. İnandığımız değerleri Kuran'ı, evreni anladığımız kadarıyla aktarırız. Karşıdaki heybesine neyi doldurmak isterse doldurur ve yola öyle devam eder. Aynı şekilde bize yapılan eleştiriler de bizi üzmemeli, haklı eleştirilerde kendimizi düzeltmeyi, haksız olduğunu düşündüklerimizi ise zamana bırakmayı öğrenmeliyiz. Zamanla doğruyu görmek mümkün olacaktır. Ama bunun için önyargısız bakabilmek, kendimizi merkez dışardakileri düşman görmemek gerekir. Dengeli huzurlu bir yaşam dileğiyle..


27 Ocak 2017 Cuma

İnsan doğaya ne kadar müdahale etmeli?

Bana göre en çok tartışılması gereken konulardan bir tanesi bu: insan doğaya ne kadar müdahil olmalı? Doğanın işine karışmak o kadar normal hale geldi ki, bu sistemi yaratanın Allah olduğunu sanki unutmuş gibiyiz. Sistemi kusurlu bulup düzeltme yarışındayız hep beraber. Kendimiz için daha rahat bir hayat isteğiyle bu işi yapıyoruz evet ama devamlı doğaya zarar vererek huzurlu kalamayacağımızı anlamak zorundayız. 

Bu yazıya özellikle evcil hayvanların kısırlaştırılmasıyla ilgili bir başlık atacaktım ama konunun çok daha derin olduğunu düşündüm, bizler herşeye müdahale etme hakkını nerden aldıysak artık, evde hayvan besleyelim ama çiftleşme döneminde huzursuzluk yaşamayalım diye kısırlaştırılan pek çok hayvan var. Bir kere kimse evinde hayvan beslemek zorunda değil, ikincisi zaten bu hayvanların eğer doğumdan itibaren evde bakılmadıysa doğal ortamı da ev değil. Hem dört duvar arasında sıkıştırıp hem de gayet doğal bir hakkını elinden alıyorsunuz. Kimi ülkelerde bunun yasak olduğunu öğrenip sevindim. Hepimiz ergenlik dönemi geçirdik ama kimse bizi kısırlaştırsın istemezdik kanımca. İnsan hayvan besleyebilir, ona bakabilir ama evine alıp sonra da kendi düzeni için doğadan ve hayvanın kendi doğasından uzaklaştırmasını insani bulmuyorum. Zaten insanın genel olarak doğayı bozup betonarme kentler inşa edip kendini bir küçük bahçeye bir yeşil parka hasret bırakmasını da normal karşılamıyorum. 

Kendine acımayan başkasına hiç acımaz tabi ki, biz kendi sağlığımızı hiçe sayarak ağaçtan, topraktan, hakiki benliğimizden uzak kalmayı göze alıyorsak, hayvanlara da bunu yapmamız normal. Ama evdeki hayvanın kısırlaştırılması durumu bence insanın doğadan gitgide koptuğu gibi, onun yasalarını düzenini de hiçe saymasıdır. Bu yasaları bu düzeni kuran kimdir bunu düşünmeye fırsatı yok gibi kimsenin. Oysa bu ömür tam da bu fırsatı değerlendirmek için verildi bize. Sığ görüşlerimizle doğadaki çarpıklıkları değil kendi düşünce sistemimizdeki çarpıklıkları onarma vakti gelmiştir diye düşünüyorum. Hayırlı günler...

30 Aralık 2016 Cuma

Faiz neden yasaklanmalıdır?

Faiz; bugün ekonominin çok doğal bir parçası gibi görünse de, dinimizde yasaklanmıştır. Yasakların, helal ve haramların sebebini bilmesek dahi Allah'ın bizler için en doğru yolu seçtiğinden emin olanlardan eylesin Rabbim bizleri. Fakat şu bir gerçek ki; Allah bize aklı boşuna vermedi, indirdiklerini, peygamberler vesilesiyle bizlere gelen kitapları okumak, kavramak, üzerinde düşünmek zorundayız. Hele ki şu günlerde, neye göre kime göre yaşayacağımızı şaşırmışken.

Dünya hayatının geçici olduğunu, menfaatlerini elimizde belirli bir süre tutabileceğimizi kabullenmek zorundayız. Bunu bize sevdiklerimizin kaybı, sağlığımızda ve malımızda noksanlıklar hatırlatmakta. Fakat biz her seferinde kendimize yaşamak için yeni sebepler bulup hayata devam ediyoruz. Evreni, ölüm sonrasını, bize indirilen kitapları görmezden gelebiliyoruz. Peki ne zamana kadar? Allah bize O'na dönmemizi emredene kadar. Bu dönüşün henüz bu dünyadayken olması gerekmez mi? Firavun dahi ölmeden önce Allah'ın kudretini idrak etti ve iman etti de Allah onu bir ibret olarak denizin dibinde çürümeyen bir ceset haline getirmedi mi? Yani istemeyenler bugün görmezden gelenler de, hakikati birgün görecek. Hakikati görmek için ölüm anını beklemek insanı zarara uğratan bir bekleyiştir. Hakikatler Kuran'da okunmak üzere bizi bekliyor. Kuran hariç pek çok kitap okuduk; hakikati, aklı bize verenden öğrenmek, bizler gibi kullardan öğrenmekten daha evla değil midir?

Konudan çok uzaklaşmadan başlayayım, faiz bugün elinde malı olan parası olan insanların sürekli kar etmesi, parası olmayan borç almak durumunda kalanın ise hep daha fazlasını vermek zorunda olduğu bir sistem inşa eder. Faizin olduğu sistemlerde, mal sahibi insan bunu ticarette, üretimde kullanmak mecburiyetinde değildir. Sadece parasının faiziyle geçinebilir. Parası olmayan insan ise faizsiz borç alamadığı sürece aldığı parayı ödeyebilmek için daha çok çalışmak zorundadır. Faiz sistemi paranın sadece belli bir kesimde kalmasına sebep olur, üretim ve ticarette kullanılmayarak hem toplum ekonomisinin gelişimini engeller hem de zengin ve fakir arasında ciddi bir uçuruma sebep olarak sosyal düzeni de bozar. Serbest piyasanın, yani mal ve eşyanın fiyatlarının ölçüsüz olarak değişebilmesi de, ciddi krizlere sebep olabilmektedir. Bunu farklı bir yazımda açıklamayı düşünüyorum. Faizin yasaklanması insanları ticarete, alım satıma yönlendirecektir. Ekonominin canlanması, daha çok iş ve emek üretimi demektir. Çünkü artık parası olana daha çok para kazandıran, olmayanı da zora sokan bir sistem yoktur.

Bizi uyutan noktalardan biri şu, bankaları bir aracı gibi görüyor ve biz gidip fakirin parasını almıyoruz diye düşünüyoruz. Bu sistemi desteklediğimiz sürece bizzat biz borcumuzu ve faizini tahsil etmek için insanların evlerine, eşyalarına haciz koyuyor ve bunları yok pahasına satıyoruz. İcralar bizim adımıza yapılıyor, bankalar da bize faizimizi zamanında temin ediyor. Ne güzel sistem değil mi? Siz insanların yokluk içinde olduklarını, evindeki buzdolabı ve ocağı alınmış bir ailenin, çocuklarının, ne yiyip ne içeceğini düşünmüyorsunuz, zaten banka da düşünmüyor, onun işi tahsil etmek. Siz görmediğinize göre, belki de çok iyi bir insan olduğunuza inanarak yaşıyor, paranızın faizinin boğazınızdan rahatlıkla geçeceğini düşünüyorsunuz. Tabi bu arada sizleri doğru yola iletmek isteyenler olursa herşeyin faiz sistemiyle olduğunu iddia ediyorsunuz. Birey olarak kendi sorumluluğumuzu unutuyor, sistem neyi gerektiriyorsa ona uyuyoruz. Fakat Allah'ın yarattığı kullara en başta da kendi nefsimize zulmediyor ve hakikate gözlerimizi kapatıyoruz.

Temennim faizin yasaklandığı bir dünya, fakat nerden başlasak kardır, önce kendimize yasaklamakla başlayalım sonra ailemize, bu bilincin topluma ve dünyaya yayılmasını ümit edelim. Gene de şunun bilincinde olalım Allah dilediğini doğru yola iletir, dilediğini saptırır. Sapkınlıklarının farkında dahi olmayanları takip ederek iyi bir yola gireceğimizi sanmaktayız. Kısacık dünya hayatında ne yöne gittiğimizi sorgulamadan, sistemlerin arkasına sığınanlardan olmayalım, Allah'a sığınalım. O bize doğru yolu göstermektedir.


28 Ekim 2016 Cuma

Toplumda kadın

    Ayşegül Terzi'ye atılan tekme ve tekmeyi atan şahsın tahliyesine ilişkin haberleri görmüşsünüzdür. Kendisine geçmiş olsun diyorum, aslında şiddete uğrayan birçok kadının sesi oldu. Toplum olarak bu kadar alenen işlenmiş bir suç olunca haliyle cezasız kalmamasını istiyoruz. Fakat daha geniş açıdan bakmak zorunda olduğumuzu kabullenelim, toplumsal olarak bir yerlerde yanlış yapıyoruz görelim. Çünkü amacımız yapılanın yanlış olduğunu belirtip köşeye çekilmekten çok bu durumu nasıl düzeltebiliriz olursa, faydalı bakmış oluruz. Çünkü kadına, çocuğa, hayvanlara şiddetin daha uç boyutlarını, tacizi, tecavüzü her gün görmekten hepimiz yorulduk; birşeyler yapmalı, en başta bakış açımızı değiştirmeli, kendimizi düzeltmek zordur fakat bunu başarmalı.
  Öncelikle kadınların bir meta olduğu görüşünden uzaklaşmak zorundayız, daha doğrusu insanı vicdanlı, şerefli, inançlı bir varlık olarak değil; sırf yiyip, içip, üreyen bir hayvan gibi gösteren herşeyden kurtulmak zorundayız. Bunu başarabilirsek toplumda hayvandan daha da aşağı indirgenmiş sadece nefsiyle hareket eden kişiler yetiştirmekten uzaklaşırız. Bu sadece okulda verilecek bir eğitim değil; anne babalar çocuklarının kaç öğün yediğinden, ne marka giydiğinden çok; ne kadar vicdanlı, yardımsever bir çocuk yetiştirdiklerine özen göstermek zorunda. Bunun dışında okulda eğitmenler çocuğun maddi durumu; dış görünüşü; ailesinin statüsüne değil, öğrencinin doğruluğuna, dürüstlüğüne, çalışkanlığına prim vermeli. Medyada kadını erkeği çocuğu mal gibi gösteren ne varsa çöpe atılmalı. Kadınların dekolteleriyle satılmaya çalışılan her mal kadını aşağılamaktadır ve değerinin satılan maldan daha aşağıda olduğunu ısrarla belirtmektedir, anlayan gözler için. Bir dondurma reklamı yapmak için mini etekli kadınlara ihtiyaç yoktur. Böyle bir ihtiyaç olduğunu düşünen ''ticari zekalar'' topluma ne kadar zarar verdiklerinin farkında olsunlar veya olmasınlar, yaptıkları kadını aşağılamaktır. Kadınlar şehvet uyandırması için orada burada reklam malzemesi olarak kullanılırken kimse toplumda kadına neden değer verilmiyor demesin. Tv'lerde gazetelerde çıplak kadınlarla pazarlamaya çalıştıkları şey ne yazık ki kadına olan saygıyı düşürüp, toplumda eş, anne, iş arkadaşı rolüyle gördüğümüz kadınları ısrarla mal olarak görmeye davet etmektedir. Medya toplumsal bir algı oluşturmak konusunda o kadar önemli ki, bunu algılamakta gecikmeyelim, toplumsal ahlakın gitgide çökmesine dur demek zorundayız.
    Kadının ne giyeceği, nasıl davranacağı her yetişkin birey gibi kendini bağlar diyoruz, ama ne kadar kendimizdeyiz bir düşünelim, kimin belirlediği hayatı yaşıyoruz ve çizgilerimiz neler? Erkeklerin yanlış yapma ihtimali yüzünden bizim özgürlüklerimiz kısıtlanmamalı diye düşünüyoruz. Peki biz ne özgürlüğünden bahsediyoruz? Moda diye dayatılan saçma sapan kıyafetleri giyme özgürlüğü mü? Mini eteğin, göğüs dekoltesinin bir kadın için sunduğu faydalar ne olabilir acaba biraz da bunu düşünelim. Mini etek ve yaka dekolteli erkekler neden göremiyoruz gerçekten özgürlüğün simgesiyse ve estetik şeylerse bunlar? Eşitlik konusu burda duvara tosluyor, kadın ve erkeğin ihtiyaçları, hisleri farklıdır. Kadın güzel görünmek istiyor, beğenilmek istiyor, moda ve güzellik sektörü de bunu acımasızca kullanıyor, bizleri üşümekten ve edep yerlerimizi göstermekten koruyacak kıyafetler moda anlayışıyla tuhaflaşıyor. Kadının önüne geçiyor; her kadının dolabında kesinlikle stiletto olmalı diyen insanlar çıkıyor, 100 çift ayakkabım var çok seviyorum, aşığım diyenlere, eskimiş diye atacağımız veya yama yapacağımız kıyafetleri yırtık modası diye alanlara rastlıyoruz. Modanın (veya kapitalizmin diyelim) insanlara dayattığı şey bu; sürekli tüketirken gerçekten istediğin şeyin bu olduğuna inandırmak. Kadınların sadece dişiliklerini ön plana çıkarmaya çalışmak onlara haksızlık etmektir, bunu biz kendimize yapıyorsak kendimize haksızlık etmektir. Erkekleri yetiştiren de anneler olduğuna göre bizim görevimiz güzel görünmekten çok çok ötede. Ahlaklı olmayı, dürüst olmayı, yardımsever vicdanlı olmayı biz öğrenelim, hayattaki öncelikli amaçlarımız bunlar olsun ki; çocuklarımıza da öğretelim. Bizler kendimize olan saygımızı kazanalım, toplumda insanları kıyafetlerimizle değil fikirlerimizle kendimize hayran bırakalım. Ne giyersek giyelim, dış görünüşe göre hüküm verenler her zaman olacaktır, toplumsal algıyı kırdığımızda bunların azınlıkta kalmasını ümit ediyorum.
   Toplumsal olarak aydınlandığımız, kapitalizmin insanı salt tüketen bir hayvana dönüştürmesine dur diyebildiğimiz, erkeklerin; kadınlara, çocuklara merhametle baktığı günler de gelecektir inşallah, hayırlı günler.
   

23 Ekim 2016 Pazar

Toplumsal dönüşüm

  Hergün görmeye başladığımız çocuk tacizi, hayvan tacizi, kadın cinayeti haberlerinden psikolojimizin ne düzeyde olduğunu toplum olarak tahmin etmek zor değil. Fakat nedense kimse toplumda neden böyle haberlerin sıklaştığını ne yapmamız gerektiğini konuşmuyor, çocukları öldüren canilere elbette idam cezası gelsin fakat mesele yeni caniler üreten bir sistemden çıkmak zorunda olduğumuzu anlamak. Kısaca ne demek istediğimi anlatacağım ve artık şunu bilin bu olaylardan toplum olarak hepimiz sorumluyuz, göz yumduğumuz şeyleri artık açıkça düşünmeli ve gerekli düzenlemeleri yapmak için harekete geçmeliyiz.
    Öncelikle toplum yaşantımızın değişmeye başladığını bilsek de kimsenin kimseye selam vermediği bir yere dönüşmek zorunda değiliz; en basit örnekle ben bir sitede oturuyorum kimseyi tanımıyordum, bir facebook grubu kurarak normalde tanıyamayacağım pek çok komşumu tanıdım sosyal alanda çay kahve günleri yaptık, hala görüşüyoruz. İnsanlara güvenmemekle insanlardan kaçmak arasında bir fark var, toplumu bir arada tutan aile, akraba, komşuluk ilişkilerini çıkarlarımıza dayandırmaktan vazgeçelim. Bir adım atalım illaki karşımızdaki insandan beklemeden, bazen yaptıklarımız görmezden gelinecek buna da sabredelim. İnsanları dışlamak için fırsat kolluyoruz yapmayalım. Dışladığımız insanlar toplumda kabul görmediklerini bilerek daha uç noktalara kayıyorlar ve zararı gene toplum olarak görüyoruz. Her bireyi elimizden geldiğince topluma hazırlamak ve bunu yaparken kimseyi incitmemek bizim görevimiz. İstediğiniz kadar kaçın toplumun gerçekleri sizi bulur, dışarda yaşanan yoksulluklara, sorunlara göz yumup kendi küçük hayatınızda mutlu olmaya çalışmayın. Elinizden ne geliyorsa o miktarda maddi manevi destek olun, sadece kendinizi değil toplumu da kalkındırmak için adımlar atın. İlla ki okul yaptıracak değilsiniz, yerdeki çöpü kaldırdığınızda da hem iyi bir örnek olursunuz, hem de çevreye, topluma faydalı bir iş yapmış olursunuz. Aman bana mı kaldı dünyayı ben mi kurtaracağım görüşü yüzünden bu haldeyiz. 
    Birilerinin çocuğu başkası için çöpten ibaret olabiliyor, peki nasıl? İnsana saygı ve değer toplum olarak tekrardan kazanmamız gereken özellikler. Bencillikten vazgeçmediğimiz; bir toplum olduğumuzu kabullenmediğimiz sürece eğitim düzeyleri arasındaki uçurum, maddi olanaklar arasındaki uçurum artacak ve dolayısıyla suç oranları artacak. Çocuklarını özel okula, dersaneye, kurslara gönderen aileler, devlet okuluna dahi gidemeyen bir yavruyu da görmeli, ailesinin yoksulluğu onun eğitimine engel olmamalı. Herkesin çocuğu özeldir evet ama en basit haklardan yoksun karnı aç çocuklar olmamalı, bir yanda yemek beğenmeyen çocuklar varken. Olmaması için gerek devlet kurumları gerek sivil kuruluşlar çalışıyor. Sosyal medyanın gücünü de katalım pek çok grup dernek yardım kampanyalarını, ihtiyaç sahiplerini duyuruyor. Hangisine güven duyuyorsanız oraya destek olabilirsiniz.
   Toplumsal kalkınma bananecilikle olmaz, benim çocuğum en birinci olsun ötekiler işsiz kalsınla olmaz. Toplumda eğitim alamamış meslek sahibi olamamış, dışlanmış çocukların ne yapmasını bekliyorsunuz? Bir kısmı hallerine şükreder sabreder elbette ama ya nefislerine hakim olamayanlar? Nasıl durduracaksanız onları? Ezdiğiniz görmezden geldiğiniz insanlardan korkuyorsunuz zaten. Kimseyi ezmeyin kimseyi de görmezden gelmeyin lütfen. Aldığınız eğitimle, arabanızla, çocuğunuzla gurur duymayın lütfen. Allah katında bunların bir değeri yoktur. Olmayanlarla paylaşabiliyorsanız değerli olan budur. Bu dünyada da size fayda sağlar, öteki dünyada da.
  Toplumu kutuplaştırmaktan daha kolayı var; birleştirmek, imkanları kısıtlı olanları da anlamaya çalışın. Ben devlet okullarında burslarla öğretmenlerimin hatta arkadaşlarımın desteğiyle okudum ve iyi bir üniversite bitirdim. Arkadaşlarımı da kattım çünkü yemek alacak param olmadığında bana da alırlardı benim için anlamı büyüktür, çünkü acımasız insanları da çokça gördüm. Hala hatırlayınca, neden böyle şeyler yaşadığımı düşünüp anlıyorum, yaşamayan bilemez, bilmeyen anlatamaz. Arkadaşımın babası, annesi beni arabayla bıraktığında hep çok mutlu oldum bizim arabamız yoktu, otobüsle veya yürüyerek gitmek hiçbir zaman bana zor gelmedi ama birinin bana değer verdiğini görmekti beni mutlu eden çünkü belki de bazı insanlar kendi ailelerinde o değeri göremiyorlar maddi manevi. İnsana, çocuklara değer verelim sadece kendi çocuklarımıza değil, onlarda büyüyüp bu topluma iyi veya kötü bireyler olacaklar, belki yaptığınız iyilikler onların yaralarını saracak karanlıklar içindeyken aydınlanmalarını sağlayacak. Küçücük bir ilgiye, sevgiye, bir ekmeğe, bir oyuncağa sevinecek çocuklar var, yani kendi küçük dünyamızda kendimizi mutlu etmeye çalışmaktan kolayı da var. Yanı hayat paylaşınca güzel. Asmayın yüzlerinizi, kirletmeyin yüreklerinizi biz çocuklarımıza iyi bakarsak yarınlarımız da güzel olacak Allah'ın izniyle. Peygamberimiz kız çocuklarının diri diri gömüldüğü zamanlarda insanlığı, ahlakı, inancı anlattı; inancımızı kaybetmeyelim elbet kötü ve karanlık kaybolmaya, kendini yoketmeye mahkumdur, doğruluk adalet iyilikse yarına ve ahirete kalacak olandır. Hayırlı günler.

28 Eylül 2016 Çarşamba

Yoksulluğu görmezden gelmek

    Bizler, yiyeceği, giyeceği, arabası, yakacağı, başını sokacak evi olanlar, yoksulların ne kadar farkındayız ve ne kadar çaba gösteriyoruz başkalarının da iyi hayat şartlarında yaşayabilmesi için? Yoksa aç gözlülükle her zaman daha fazlasını hakettiğimizi düşünen bizler başkalarının sefalet içinde yaşamasını normal mi karşılıyoruz? Evet sahip olduklarınız için bedeller ödemiş, çalışmış olabilirsiniz diğer insanların da çabalaması gerektiğine inanıyor olabilirsiniz. Ama eğitim hakkından mahrum milyonlarca insan var yani isteselerde sizin geldiğiniz mevkilere gelemeyecek insanlar.. Hatta sağlık hizmetlerinden, temiz su ve yiyeceklerden uzak insanlar var, en temel ihtiyaçlarını karşılayamayan insanlar nasıl güçlü durup savaşacaklar hayatta kalmak için? Ya yardımlarınızla ayakta duracaklar, ya da onları görmezden gelen topluma düşman olacak, intikam için fırsat kollayacaklar. Ve sonra hızla artan suç oranlarına bakarak bizler de bu insanlara neler oluyor diyeceğiz. Acımadığımız çocuklar gün gelip de elimizdeki parayı kaptırmamak için direndiğimizde bize hiç acımayacak. 

     Yoksulluğu görmezden geldiğinizde, sadece kendi hayatlarınıza konsantre olduğunuzda daha huzurlu mutlu yaşayabileceğinizi zannetmeyin. Hiçbirimiz bu toplumdan bağımsız bireyler değiliz, güvenlikli siteler, kilitler, kasalar bir yere kadar koruyacak bizleri, toplumu bütün parçalarıyla kalkındırmak değil, kendimizi kalkındırmak olursa amacımız birgün yüzüne bakmaya bile tenezzül etmediklerimize yalvarırken bulacağız kendimizi. Bir ekmeğe muhtaç evinde yakacağı olmadığı için üşüyerek ders çalışan çocukla sizin çocuğunuz tabiki eşit olmayacaktı değil mi? Allah ikisini de bu dünyada iyi işler yapsın, yalnız Allah'a kulluk etsin diye gönderdi. İmtihanları farklı olabilir, öğrenmeleri gereken farklılıkları ve birbirleriyle adaletsiz şekilde yarışmaları değildir! Öğrenmeleri gereken birbirlerine Allah rızası için yardım etmektir. Biz anne baba veya öğretmenleri olarak çocuklarımıza bunu öğretebiliyor muyuz? Yoksa sınıf farkından çok memnun bir şekilde ayrım yapmayı mı öğretiyoruz? Ayrıştırmak demek düşmanlaştırmak demektir yapmayalım, bir olduğumuzu unutmayalım. Allah'ın verdikleriyle kibirlenmek ne demek? Kimden alıp kime vereceğini, kimin neyi hakettiğini en iyi O bilir, biz kısıtlı bilgimizle ahkam kesmeyelim.


    Bahanelerimiz var, açgözlü olduğumuzu başkasının zaruri bir ihtiyacını karşılamaktansa hiç de ihtiyacımız olmayan saçma sapan şeyler almayı tercih ettiğimizi itiraf edecek cesaretimiz yok. Yok çünkü biz daha bu dünyada ne için bulunduğumuzdan bihaber yaşıyoruz, tüketmek için zevk almak için yaşadığımızı düşünüyoruz ama gerçek bu değil. Kuran'da insanlara devamlı verilen öğütlerden biri yoksullara yetimlere yolda kalmışlara yardım etmek. Sizce Allah'ın bizim yardımımıza ihtiyacı mı var birinin elinden tutmak için? Hayır, O, kimin daha güzel davranacağını; kimin dünya malını değil Allah'ın rızasını kazanmayı ümit ettiğini görmekte ve bilmektedir. O yüzden yardım edecek gücümüz olduğu halde, Allah versin demek ne demek tekrardan düşünelim. Bize nimet veren de bir başkası değil iyi hatırlayalım, yardıma vesile olmak yoksulu sevindirmek dururken malı biriktirip durmayalım. Bu dünyada kaç saatimiz ve kaç günümüz kaldı belli değilken, ahiret yaşamı giderek yaklaşmakta hatırda tutalım.
     Pek çok yardım kuruluşu olmakla birlikte, ihtiyaç sahibi ailelerin, çocukların sesini duyurabildiği bir sayfanın linkini de veriyorum yazımda, burdan ulaşabilirsiniz. Çoğu insan en yakınının muhtaçlığına bile gözlerini yumarken, nice güzel yürekli insan hiç tanımadıklarına dahi yardım ediyor. Bizler de tarafımızı seçelim, ayırım günü gelmeden iyilerin tarafına meyledelim yoksa bu dünyaya tekrar dönmek istesek de dönemeyecek ve ancak yaptıklarımızın karşılığını bulacağız. Yazımı Kuran ayetleriyle bitireceğim, yardımlaşmanın önemini daha iyi kavramamız açısından, mealin bulunduğu siteye burdan ulaşabilirsiniz. İnsan suresi 9-12 ayetler; 

''Onlar, kendi canları çekmesine rağmen yemeği yoksula, yetime ve esire yedirirler. 'Biz sizi Allah rızası için doyuruyoruz; sizden ne bir karşılık ne de bir teşekkür bekliyoruz. Biz, çetin ve belâlı bir günde Rabbimizden (O'nun azabına uğramaktan) korkarız' (derler). İşte bu yüzden Allah onları o günün fenalığından esirger; (yüzlerine) parlaklık, (gönüllerine) sevinç verir. Sabretmelerine karşılık onlara cenneti ve (cennetteki) ipekleri lütfeder.''

b

Yaşam ve Ölüm

Doğumu mucizevi bir olay kabul ediyoruz fakat ölüm neden hep kötü şeyler hatırlatır bizlere? Başka bir boyuta geçeceğimize inanan herkes iç...