27 Ocak 2017 Cuma

İnsan doğaya ne kadar müdahale etmeli?

Bana göre en çok tartışılması gereken konulardan bir tanesi bu: insan doğaya ne kadar müdahil olmalı? Doğanın işine karışmak o kadar normal hale geldi ki, bu sistemi yaratanın Allah olduğunu sanki unutmuş gibiyiz. Sistemi kusurlu bulup düzeltme yarışındayız hep beraber. Kendimiz için daha rahat bir hayat isteğiyle bu işi yapıyoruz evet ama devamlı doğaya zarar vererek huzurlu kalamayacağımızı anlamak zorundayız. 

Bu yazıya özellikle evcil hayvanların kısırlaştırılmasıyla ilgili bir başlık atacaktım ama konunun çok daha derin olduğunu düşündüm, bizler herşeye müdahale etme hakkını nerden aldıysak artık, evde hayvan besleyelim ama çiftleşme döneminde huzursuzluk yaşamayalım diye kısırlaştırılan pek çok hayvan var. Bir kere kimse evinde hayvan beslemek zorunda değil, ikincisi zaten bu hayvanların eğer doğumdan itibaren evde bakılmadıysa doğal ortamı da ev değil. Hem dört duvar arasında sıkıştırıp hem de gayet doğal bir hakkını elinden alıyorsunuz. Kimi ülkelerde bunun yasak olduğunu öğrenip sevindim. Hepimiz ergenlik dönemi geçirdik ama kimse bizi kısırlaştırsın istemezdik kanımca. İnsan hayvan besleyebilir, ona bakabilir ama evine alıp sonra da kendi düzeni için doğadan ve hayvanın kendi doğasından uzaklaştırmasını insani bulmuyorum. Zaten insanın genel olarak doğayı bozup betonarme kentler inşa edip kendini bir küçük bahçeye bir yeşil parka hasret bırakmasını da normal karşılamıyorum. 

Kendine acımayan başkasına hiç acımaz tabi ki, biz kendi sağlığımızı hiçe sayarak ağaçtan, topraktan, hakiki benliğimizden uzak kalmayı göze alıyorsak, hayvanlara da bunu yapmamız normal. Ama evdeki hayvanın kısırlaştırılması durumu bence insanın doğadan gitgide koptuğu gibi, onun yasalarını düzenini de hiçe saymasıdır. Bu yasaları bu düzeni kuran kimdir bunu düşünmeye fırsatı yok gibi kimsenin. Oysa bu ömür tam da bu fırsatı değerlendirmek için verildi bize. Sığ görüşlerimizle doğadaki çarpıklıkları değil kendi düşünce sistemimizdeki çarpıklıkları onarma vakti gelmiştir diye düşünüyorum. Hayırlı günler...

30 Aralık 2016 Cuma

Faiz neden yasaklanmalıdır?

Faiz; bugün ekonominin çok doğal bir parçası gibi görünse de, dinimizde yasaklanmıştır. Yasakların, helal ve haramların sebebini bilmesek dahi Allah'ın bizler için en doğru yolu seçtiğinden emin olanlardan eylesin Rabbim bizleri. Fakat şu bir gerçek ki; Allah bize aklı boşuna vermedi, indirdiklerini, peygamberler vesilesiyle bizlere gelen kitapları okumak, kavramak, üzerinde düşünmek zorundayız. Hele ki şu günlerde, neye göre kime göre yaşayacağımızı şaşırmışken.

Dünya hayatının geçici olduğunu, menfaatlerini elimizde belirli bir süre tutabileceğimizi kabullenmek zorundayız. Bunu bize sevdiklerimizin kaybı, sağlığımızda ve malımızda noksanlıklar hatırlatmakta. Fakat biz her seferinde kendimize yaşamak için yeni sebepler bulup hayata devam ediyoruz. Evreni, ölüm sonrasını, bize indirilen kitapları görmezden gelebiliyoruz. Peki ne zamana kadar? Allah bize O'na dönmemizi emredene kadar. Bu dönüşün henüz bu dünyadayken olması gerekmez mi? Firavun dahi ölmeden önce Allah'ın kudretini idrak etti ve iman etti de Allah onu bir ibret olarak denizin dibinde çürümeyen bir ceset haline getirmedi mi? Yani istemeyenler bugün görmezden gelenler de, hakikati birgün görecek. Hakikati görmek için ölüm anını beklemek insanı zarara uğratan bir bekleyiştir. Hakikatler Kuran'da okunmak üzere bizi bekliyor. Kuran hariç pek çok kitap okuduk; hakikati, aklı bize verenden öğrenmek, bizler gibi kullardan öğrenmekten daha evla değil midir?

Konudan çok uzaklaşmadan başlayayım, faiz bugün elinde malı olan parası olan insanların sürekli kar etmesi, parası olmayan borç almak durumunda kalanın ise hep daha fazlasını vermek zorunda olduğu bir sistem inşa eder. Faizin olduğu sistemlerde, mal sahibi insan bunu ticarette, üretimde kullanmak mecburiyetinde değildir. Sadece parasının faiziyle geçinebilir. Parası olmayan insan ise faizsiz borç alamadığı sürece aldığı parayı ödeyebilmek için daha çok çalışmak zorundadır. Faiz sistemi paranın sadece belli bir kesimde kalmasına sebep olur, üretim ve ticarette kullanılmayarak hem toplum ekonomisinin gelişimini engeller hem de zengin ve fakir arasında ciddi bir uçuruma sebep olarak sosyal düzeni de bozar. Serbest piyasanın, yani mal ve eşyanın fiyatlarının ölçüsüz olarak değişebilmesi de, ciddi krizlere sebep olabilmektedir. Bunu farklı bir yazımda açıklamayı düşünüyorum. Faizin yasaklanması insanları ticarete, alım satıma yönlendirecektir. Ekonominin canlanması, daha çok iş ve emek üretimi demektir. Çünkü artık parası olana daha çok para kazandıran, olmayanı da zora sokan bir sistem yoktur.

Bizi uyutan noktalardan biri şu, bankaları bir aracı gibi görüyor ve biz gidip fakirin parasını almıyoruz diye düşünüyoruz. Bu sistemi desteklediğimiz sürece bizzat biz borcumuzu ve faizini tahsil etmek için insanların evlerine, eşyalarına haciz koyuyor ve bunları yok pahasına satıyoruz. İcralar bizim adımıza yapılıyor, bankalar da bize faizimizi zamanında temin ediyor. Ne güzel sistem değil mi? Siz insanların yokluk içinde olduklarını, evindeki buzdolabı ve ocağı alınmış bir ailenin, çocuklarının, ne yiyip ne içeceğini düşünmüyorsunuz, zaten banka da düşünmüyor, onun işi tahsil etmek. Siz görmediğinize göre, belki de çok iyi bir insan olduğunuza inanarak yaşıyor, paranızın faizinin boğazınızdan rahatlıkla geçeceğini düşünüyorsunuz. Tabi bu arada sizleri doğru yola iletmek isteyenler olursa herşeyin faiz sistemiyle olduğunu iddia ediyorsunuz. Birey olarak kendi sorumluluğumuzu unutuyor, sistem neyi gerektiriyorsa ona uyuyoruz. Fakat Allah'ın yarattığı kullara en başta da kendi nefsimize zulmediyor ve hakikate gözlerimizi kapatıyoruz.

Temennim faizin yasaklandığı bir dünya, fakat nerden başlasak kardır, önce kendimize yasaklamakla başlayalım sonra ailemize, bu bilincin topluma ve dünyaya yayılmasını ümit edelim. Gene de şunun bilincinde olalım Allah dilediğini doğru yola iletir, dilediğini saptırır. Sapkınlıklarının farkında dahi olmayanları takip ederek iyi bir yola gireceğimizi sanmaktayız. Kısacık dünya hayatında ne yöne gittiğimizi sorgulamadan, sistemlerin arkasına sığınanlardan olmayalım, Allah'a sığınalım. O bize doğru yolu göstermektedir.


28 Ekim 2016 Cuma

Toplumda kadın

    Ayşegül Terzi'ye atılan tekme ve tekmeyi atan şahsın tahliyesine ilişkin haberleri görmüşsünüzdür. Kendisine geçmiş olsun diyorum, aslında şiddete uğrayan birçok kadının sesi oldu. Toplum olarak bu kadar alenen işlenmiş bir suç olunca haliyle cezasız kalmamasını istiyoruz. Fakat daha geniş açıdan bakmak zorunda olduğumuzu kabullenelim, toplumsal olarak bir yerlerde yanlış yapıyoruz görelim. Çünkü amacımız yapılanın yanlış olduğunu belirtip köşeye çekilmekten çok bu durumu nasıl düzeltebiliriz olursa, faydalı bakmış oluruz. Çünkü kadına, çocuğa, hayvanlara şiddetin daha uç boyutlarını, tacizi, tecavüzü her gün görmekten hepimiz yorulduk; birşeyler yapmalı, en başta bakış açımızı değiştirmeli, kendimizi düzeltmek zordur fakat bunu başarmalı.
  Öncelikle kadınların bir meta olduğu görüşünden uzaklaşmak zorundayız, daha doğrusu insanı vicdanlı, şerefli, inançlı bir varlık olarak değil; sırf yiyip, içip, üreyen bir hayvan gibi gösteren herşeyden kurtulmak zorundayız. Bunu başarabilirsek toplumda hayvandan daha da aşağı indirgenmiş sadece nefsiyle hareket eden kişiler yetiştirmekten uzaklaşırız. Bu sadece okulda verilecek bir eğitim değil; anne babalar çocuklarının kaç öğün yediğinden, ne marka giydiğinden çok; ne kadar vicdanlı, yardımsever bir çocuk yetiştirdiklerine özen göstermek zorunda. Bunun dışında okulda eğitmenler çocuğun maddi durumu; dış görünüşü; ailesinin statüsüne değil, öğrencinin doğruluğuna, dürüstlüğüne, çalışkanlığına prim vermeli. Medyada kadını erkeği çocuğu mal gibi gösteren ne varsa çöpe atılmalı. Kadınların dekolteleriyle satılmaya çalışılan her mal kadını aşağılamaktadır ve değerinin satılan maldan daha aşağıda olduğunu ısrarla belirtmektedir, anlayan gözler için. Bir dondurma reklamı yapmak için mini etekli kadınlara ihtiyaç yoktur. Böyle bir ihtiyaç olduğunu düşünen ''ticari zekalar'' topluma ne kadar zarar verdiklerinin farkında olsunlar veya olmasınlar, yaptıkları kadını aşağılamaktır. Kadınlar şehvet uyandırması için orada burada reklam malzemesi olarak kullanılırken kimse toplumda kadına neden değer verilmiyor demesin. Tv'lerde gazetelerde çıplak kadınlarla pazarlamaya çalıştıkları şey ne yazık ki kadına olan saygıyı düşürüp, toplumda eş, anne, iş arkadaşı rolüyle gördüğümüz kadınları ısrarla mal olarak görmeye davet etmektedir. Medya toplumsal bir algı oluşturmak konusunda o kadar önemli ki, bunu algılamakta gecikmeyelim, toplumsal ahlakın gitgide çökmesine dur demek zorundayız.
    Kadının ne giyeceği, nasıl davranacağı her yetişkin birey gibi kendini bağlar diyoruz, ama ne kadar kendimizdeyiz bir düşünelim, kimin belirlediği hayatı yaşıyoruz ve çizgilerimiz neler? Erkeklerin yanlış yapma ihtimali yüzünden bizim özgürlüklerimiz kısıtlanmamalı diye düşünüyoruz. Peki biz ne özgürlüğünden bahsediyoruz? Moda diye dayatılan saçma sapan kıyafetleri giyme özgürlüğü mü? Mini eteğin, göğüs dekoltesinin bir kadın için sunduğu faydalar ne olabilir acaba biraz da bunu düşünelim. Mini etek ve yaka dekolteli erkekler neden göremiyoruz gerçekten özgürlüğün simgesiyse ve estetik şeylerse bunlar? Eşitlik konusu burda duvara tosluyor, kadın ve erkeğin ihtiyaçları, hisleri farklıdır. Kadın güzel görünmek istiyor, beğenilmek istiyor, moda ve güzellik sektörü de bunu acımasızca kullanıyor, bizleri üşümekten ve edep yerlerimizi göstermekten koruyacak kıyafetler moda anlayışıyla tuhaflaşıyor. Kadının önüne geçiyor; her kadının dolabında kesinlikle stiletto olmalı diyen insanlar çıkıyor, 100 çift ayakkabım var çok seviyorum, aşığım diyenlere, eskimiş diye atacağımız veya yama yapacağımız kıyafetleri yırtık modası diye alanlara rastlıyoruz. Modanın (veya kapitalizmin diyelim) insanlara dayattığı şey bu; sürekli tüketirken gerçekten istediğin şeyin bu olduğuna inandırmak. Kadınların sadece dişiliklerini ön plana çıkarmaya çalışmak onlara haksızlık etmektir, bunu biz kendimize yapıyorsak kendimize haksızlık etmektir. Erkekleri yetiştiren de anneler olduğuna göre bizim görevimiz güzel görünmekten çok çok ötede. Ahlaklı olmayı, dürüst olmayı, yardımsever vicdanlı olmayı biz öğrenelim, hayattaki öncelikli amaçlarımız bunlar olsun ki; çocuklarımıza da öğretelim. Bizler kendimize olan saygımızı kazanalım, toplumda insanları kıyafetlerimizle değil fikirlerimizle kendimize hayran bırakalım. Ne giyersek giyelim, dış görünüşe göre hüküm verenler her zaman olacaktır, toplumsal algıyı kırdığımızda bunların azınlıkta kalmasını ümit ediyorum.
   Toplumsal olarak aydınlandığımız, kapitalizmin insanı salt tüketen bir hayvana dönüştürmesine dur diyebildiğimiz, erkeklerin; kadınlara, çocuklara merhametle baktığı günler de gelecektir inşallah, hayırlı günler.
   

23 Ekim 2016 Pazar

Toplumsal dönüşüm

  Hergün görmeye başladığımız çocuk tacizi, hayvan tacizi, kadın cinayeti haberlerinden psikolojimizin ne düzeyde olduğunu toplum olarak tahmin etmek zor değil. Fakat nedense kimse toplumda neden böyle haberlerin sıklaştığını ne yapmamız gerektiğini konuşmuyor, çocukları öldüren canilere elbette idam cezası gelsin fakat mesele yeni caniler üreten bir sistemden çıkmak zorunda olduğumuzu anlamak. Kısaca ne demek istediğimi anlatacağım ve artık şunu bilin bu olaylardan toplum olarak hepimiz sorumluyuz, göz yumduğumuz şeyleri artık açıkça düşünmeli ve gerekli düzenlemeleri yapmak için harekete geçmeliyiz.
    Öncelikle toplum yaşantımızın değişmeye başladığını bilsek de kimsenin kimseye selam vermediği bir yere dönüşmek zorunda değiliz; en basit örnekle ben bir sitede oturuyorum kimseyi tanımıyordum, bir facebook grubu kurarak normalde tanıyamayacağım pek çok komşumu tanıdım sosyal alanda çay kahve günleri yaptık, hala görüşüyoruz. İnsanlara güvenmemekle insanlardan kaçmak arasında bir fark var, toplumu bir arada tutan aile, akraba, komşuluk ilişkilerini çıkarlarımıza dayandırmaktan vazgeçelim. Bir adım atalım illaki karşımızdaki insandan beklemeden, bazen yaptıklarımız görmezden gelinecek buna da sabredelim. İnsanları dışlamak için fırsat kolluyoruz yapmayalım. Dışladığımız insanlar toplumda kabul görmediklerini bilerek daha uç noktalara kayıyorlar ve zararı gene toplum olarak görüyoruz. Her bireyi elimizden geldiğince topluma hazırlamak ve bunu yaparken kimseyi incitmemek bizim görevimiz. İstediğiniz kadar kaçın toplumun gerçekleri sizi bulur, dışarda yaşanan yoksulluklara, sorunlara göz yumup kendi küçük hayatınızda mutlu olmaya çalışmayın. Elinizden ne geliyorsa o miktarda maddi manevi destek olun, sadece kendinizi değil toplumu da kalkındırmak için adımlar atın. İlla ki okul yaptıracak değilsiniz, yerdeki çöpü kaldırdığınızda da hem iyi bir örnek olursunuz, hem de çevreye, topluma faydalı bir iş yapmış olursunuz. Aman bana mı kaldı dünyayı ben mi kurtaracağım görüşü yüzünden bu haldeyiz. 
    Birilerinin çocuğu başkası için çöpten ibaret olabiliyor, peki nasıl? İnsana saygı ve değer toplum olarak tekrardan kazanmamız gereken özellikler. Bencillikten vazgeçmediğimiz; bir toplum olduğumuzu kabullenmediğimiz sürece eğitim düzeyleri arasındaki uçurum, maddi olanaklar arasındaki uçurum artacak ve dolayısıyla suç oranları artacak. Çocuklarını özel okula, dersaneye, kurslara gönderen aileler, devlet okuluna dahi gidemeyen bir yavruyu da görmeli, ailesinin yoksulluğu onun eğitimine engel olmamalı. Herkesin çocuğu özeldir evet ama en basit haklardan yoksun karnı aç çocuklar olmamalı, bir yanda yemek beğenmeyen çocuklar varken. Olmaması için gerek devlet kurumları gerek sivil kuruluşlar çalışıyor. Sosyal medyanın gücünü de katalım pek çok grup dernek yardım kampanyalarını, ihtiyaç sahiplerini duyuruyor. Hangisine güven duyuyorsanız oraya destek olabilirsiniz.
   Toplumsal kalkınma bananecilikle olmaz, benim çocuğum en birinci olsun ötekiler işsiz kalsınla olmaz. Toplumda eğitim alamamış meslek sahibi olamamış, dışlanmış çocukların ne yapmasını bekliyorsunuz? Bir kısmı hallerine şükreder sabreder elbette ama ya nefislerine hakim olamayanlar? Nasıl durduracaksanız onları? Ezdiğiniz görmezden geldiğiniz insanlardan korkuyorsunuz zaten. Kimseyi ezmeyin kimseyi de görmezden gelmeyin lütfen. Aldığınız eğitimle, arabanızla, çocuğunuzla gurur duymayın lütfen. Allah katında bunların bir değeri yoktur. Olmayanlarla paylaşabiliyorsanız değerli olan budur. Bu dünyada da size fayda sağlar, öteki dünyada da.
  Toplumu kutuplaştırmaktan daha kolayı var; birleştirmek, imkanları kısıtlı olanları da anlamaya çalışın. Ben devlet okullarında burslarla öğretmenlerimin hatta arkadaşlarımın desteğiyle okudum ve iyi bir üniversite bitirdim. Arkadaşlarımı da kattım çünkü yemek alacak param olmadığında bana da alırlardı benim için anlamı büyüktür, çünkü acımasız insanları da çokça gördüm. Hala hatırlayınca, neden böyle şeyler yaşadığımı düşünüp anlıyorum, yaşamayan bilemez, bilmeyen anlatamaz. Arkadaşımın babası, annesi beni arabayla bıraktığında hep çok mutlu oldum bizim arabamız yoktu, otobüsle veya yürüyerek gitmek hiçbir zaman bana zor gelmedi ama birinin bana değer verdiğini görmekti beni mutlu eden çünkü belki de bazı insanlar kendi ailelerinde o değeri göremiyorlar maddi manevi. İnsana, çocuklara değer verelim sadece kendi çocuklarımıza değil, onlarda büyüyüp bu topluma iyi veya kötü bireyler olacaklar, belki yaptığınız iyilikler onların yaralarını saracak karanlıklar içindeyken aydınlanmalarını sağlayacak. Küçücük bir ilgiye, sevgiye, bir ekmeğe, bir oyuncağa sevinecek çocuklar var, yani kendi küçük dünyamızda kendimizi mutlu etmeye çalışmaktan kolayı da var. Yanı hayat paylaşınca güzel. Asmayın yüzlerinizi, kirletmeyin yüreklerinizi biz çocuklarımıza iyi bakarsak yarınlarımız da güzel olacak Allah'ın izniyle. Peygamberimiz kız çocuklarının diri diri gömüldüğü zamanlarda insanlığı, ahlakı, inancı anlattı; inancımızı kaybetmeyelim elbet kötü ve karanlık kaybolmaya, kendini yoketmeye mahkumdur, doğruluk adalet iyilikse yarına ve ahirete kalacak olandır. Hayırlı günler.

28 Eylül 2016 Çarşamba

Yoksulluğu görmezden gelmek

    Bizler, yiyeceği, giyeceği, arabası, yakacağı, başını sokacak evi olanlar, yoksulların ne kadar farkındayız ve ne kadar çaba gösteriyoruz başkalarının da iyi hayat şartlarında yaşayabilmesi için? Yoksa aç gözlülükle her zaman daha fazlasını hakettiğimizi düşünen bizler başkalarının sefalet içinde yaşamasını normal mi karşılıyoruz? Evet sahip olduklarınız için bedeller ödemiş, çalışmış olabilirsiniz diğer insanların da çabalaması gerektiğine inanıyor olabilirsiniz. Ama eğitim hakkından mahrum milyonlarca insan var yani isteselerde sizin geldiğiniz mevkilere gelemeyecek insanlar.. Hatta sağlık hizmetlerinden, temiz su ve yiyeceklerden uzak insanlar var, en temel ihtiyaçlarını karşılayamayan insanlar nasıl güçlü durup savaşacaklar hayatta kalmak için? Ya yardımlarınızla ayakta duracaklar, ya da onları görmezden gelen topluma düşman olacak, intikam için fırsat kollayacaklar. Ve sonra hızla artan suç oranlarına bakarak bizler de bu insanlara neler oluyor diyeceğiz. Acımadığımız çocuklar gün gelip de elimizdeki parayı kaptırmamak için direndiğimizde bize hiç acımayacak. 

     Yoksulluğu görmezden geldiğinizde, sadece kendi hayatlarınıza konsantre olduğunuzda daha huzurlu mutlu yaşayabileceğinizi zannetmeyin. Hiçbirimiz bu toplumdan bağımsız bireyler değiliz, güvenlikli siteler, kilitler, kasalar bir yere kadar koruyacak bizleri, toplumu bütün parçalarıyla kalkındırmak değil, kendimizi kalkındırmak olursa amacımız birgün yüzüne bakmaya bile tenezzül etmediklerimize yalvarırken bulacağız kendimizi. Bir ekmeğe muhtaç evinde yakacağı olmadığı için üşüyerek ders çalışan çocukla sizin çocuğunuz tabiki eşit olmayacaktı değil mi? Allah ikisini de bu dünyada iyi işler yapsın, yalnız Allah'a kulluk etsin diye gönderdi. İmtihanları farklı olabilir, öğrenmeleri gereken farklılıkları ve birbirleriyle adaletsiz şekilde yarışmaları değildir! Öğrenmeleri gereken birbirlerine Allah rızası için yardım etmektir. Biz anne baba veya öğretmenleri olarak çocuklarımıza bunu öğretebiliyor muyuz? Yoksa sınıf farkından çok memnun bir şekilde ayrım yapmayı mı öğretiyoruz? Ayrıştırmak demek düşmanlaştırmak demektir yapmayalım, bir olduğumuzu unutmayalım. Allah'ın verdikleriyle kibirlenmek ne demek? Kimden alıp kime vereceğini, kimin neyi hakettiğini en iyi O bilir, biz kısıtlı bilgimizle ahkam kesmeyelim.


    Bahanelerimiz var, açgözlü olduğumuzu başkasının zaruri bir ihtiyacını karşılamaktansa hiç de ihtiyacımız olmayan saçma sapan şeyler almayı tercih ettiğimizi itiraf edecek cesaretimiz yok. Yok çünkü biz daha bu dünyada ne için bulunduğumuzdan bihaber yaşıyoruz, tüketmek için zevk almak için yaşadığımızı düşünüyoruz ama gerçek bu değil. Kuran'da insanlara devamlı verilen öğütlerden biri yoksullara yetimlere yolda kalmışlara yardım etmek. Sizce Allah'ın bizim yardımımıza ihtiyacı mı var birinin elinden tutmak için? Hayır, O, kimin daha güzel davranacağını; kimin dünya malını değil Allah'ın rızasını kazanmayı ümit ettiğini görmekte ve bilmektedir. O yüzden yardım edecek gücümüz olduğu halde, Allah versin demek ne demek tekrardan düşünelim. Bize nimet veren de bir başkası değil iyi hatırlayalım, yardıma vesile olmak yoksulu sevindirmek dururken malı biriktirip durmayalım. Bu dünyada kaç saatimiz ve kaç günümüz kaldı belli değilken, ahiret yaşamı giderek yaklaşmakta hatırda tutalım.
     Pek çok yardım kuruluşu olmakla birlikte, ihtiyaç sahibi ailelerin, çocukların sesini duyurabildiği bir sayfanın linkini de veriyorum yazımda, burdan ulaşabilirsiniz. Çoğu insan en yakınının muhtaçlığına bile gözlerini yumarken, nice güzel yürekli insan hiç tanımadıklarına dahi yardım ediyor. Bizler de tarafımızı seçelim, ayırım günü gelmeden iyilerin tarafına meyledelim yoksa bu dünyaya tekrar dönmek istesek de dönemeyecek ve ancak yaptıklarımızın karşılığını bulacağız. Yazımı Kuran ayetleriyle bitireceğim, yardımlaşmanın önemini daha iyi kavramamız açısından, mealin bulunduğu siteye burdan ulaşabilirsiniz. İnsan suresi 9-12 ayetler; 

''Onlar, kendi canları çekmesine rağmen yemeği yoksula, yetime ve esire yedirirler. 'Biz sizi Allah rızası için doyuruyoruz; sizden ne bir karşılık ne de bir teşekkür bekliyoruz. Biz, çetin ve belâlı bir günde Rabbimizden (O'nun azabına uğramaktan) korkarız' (derler). İşte bu yüzden Allah onları o günün fenalığından esirger; (yüzlerine) parlaklık, (gönüllerine) sevinç verir. Sabretmelerine karşılık onlara cenneti ve (cennetteki) ipekleri lütfeder.''

b

23 Eylül 2016 Cuma

Çok mu dertsiz duruyorum uzaktan bakınca?

   Bugün ''Neden mutsuzuz?'' veya ''Nerden bulur bu insanlar ben mutsuzken gülünecek şeyleri?'' sorularına cevap aramak için yazmaya karar verdim. Mutluluğun ve mutsuzluğun genellikle dış etkenlerden bağımsız insanın genel olarak hayatı algılayış biçimiyle alakalı olduğuna inanırım. Ayrıca hepimiz yaradılışımız, yaşımız ve hayat tecrübemiz gereği mutluluğu farklı boyutlarda ve farklı alanlarda yaşıyoruz. Seçimlerimiz elbette etkili hayattaki mutluluk katsayımızla ve biz bu seçimlerin bizim için en iyi karar olduğuna -başımıza kötü şeyler gelse bile- inandığımızda; mutluluğu, daha doğrusu huzuru yakalıyoruz. Peki biz daha mutlu olmak için nasıl tepki vereceğiz hayatın akışına ve nasıl doğru seçimler yapacağız?
     Öncelikle hayatın, canlıların, insanların biz olmasak da hayatlarına devam edebileceklerini kabul edelim, biz sadece evrenin küçük bir parçasıyız ve bir gün bu dünyadan göçüp gideceğiz. Ölümü mutsuzluk ve en büyük acı olarak algılamak da bizim kısa hayatlarımızda aşamadığımız problemlerden. Ölüm ötesi yaşama; ahirete inanan insan burada ferahlıyor. Yok olmayacağımızı, yapılan iyi işlerin ziyan olmayacağını bilen insan; yok olup gideceğini düşünen insan kadar hayata karamsar bakmak zorunda değildir. Çünkü burada şartları kötü olsa ve hayatta herşey istediği gibi gitmese dahi onu daha güzel bir hayatın beklediğini ümit etmekte ve bu yönde çalışmaktadır. Bu dünyanın bizim için bir sonu olduğuna inanmak ayrıca dertlerimizin, bizi mutsuz eden şeylerin de bir sonu olduğunu hatırlamaktır. Hatta bu sıkıntıların eğer Allah'ın doğru yolundan çıkmamak adına çekildiyse, birer mükafata dönüşeceğini bilmektir. Kısaca bu dünyadan gelip geçeceğimize ve ahirete iman etmiş bir kişi için dertlere katlanmak daha kolay olacaktır, Allah'ın izniyle.
    İkinci olarak; sahip olduğumuz pek çok şey varken bizim olmayanla uğraşmaktan vazgeçmek zorundayız. Bu vazgeçiş nefsi tarafından yönetilen ve sürekli daha fazlasına ihtiyacı olduğuna inandırılan insan için gerçek huzura giden yolun başlangıcıdır. Çünkü genellikle arzu ve isteklerimiz bizleri kör gözlerle yanlış yollara, pişmanlıklara sürüklemektedir. Bunlardan kurtulmanın yolu elimizdekinin, bize verilenin kıymetini bilmek, başkasının hakkına tecavüz etmekten sakınmaktır. Rızkı veren Allah'tır; dilediğine rızkı artırır, dilediğine daraltır. Bunu sorgulayıp kendimizi mutsuz etmektense elimizden gelenin en iyisini yapmaya gayret edelim. Allah'ın hakettiğimiz şekilde değil de merhametiyle muamele etmesini dileyelim. Çünkü güç ve kudret sahibi biz değiliz, kendimizi yaratan ve ilim öğreten de biz değiliz. Bu sebeple sahip olduğumuz beden, sağlık, kabiliyetler hepsi birer şükretme sebebidir. Hepimiz hayatta bazı eksikliklerle imtihan olacağız, sahip olduklarımıza şükretmek huzurlu ve mutlu bir hayatın anahtarıdır. İbadetler bizim ne kadar acziyet içinde olduğumuzu anlamamıza ve şükrümüzü artırmamıza birer vesiledir. Oruç ibadeti nefsimizle mücadelenin yanında, su ve yemek olmadan geçen birkaç saatin bile insanı ne kadar zorladığını gösterir bize ki; suyu gökten indiren, yiyecekleri yerden çıkaran biz değiliz. Namaz aynı şekilde günün belirli vakitlerinde Allah'ı anmak, başımıza ne gelirse gelsin sabretmek ve O'ndan yardım dilemek için bir nimettir. Tabi pek çoğumuz bu ibadetler için şükretmemiz gerektiğini düşünmemiş olabilir. İbadetleri görev değil de nimet olarak görmek gerektiğini düşünüyorum, çünkü ibadetler bize kendi hayatımızı düzenlemek, başımıza gelen olaylara sabretmek, kötülüklerden uzaklaşmak konusunda yardım eder. Biz ibadetimizle en başta kendimize yardım etmeye başlarız, tabi sonrasında çevresine de faydalı insanlar olup iyi işler yapabiliriz. Kendisine daha sonra da topluma faydalı olan insanın mutlu olma olasılığı, karşılaştığı olaylarla nasıl başa çıkacağını bilmeyen çıkmazda kalan ve sürekli başkalarından yardım bekleyen insandan daha fazla olacaktır.

     Kötü olaylar yaşamak, bazen yalnız kalmak, bazen anlaşılamamak, bazen hastalıklar ölümler mutsuzluk sebebidir evet ama hepsi geçicidir. Şöyle düşünelim; yaz ayları bitti sonbahara girdik, şimdi o mis gibi kokan çiçekler solacak, yapraklar dökülecek ama hangi ağaç yaprakları döküldü deyip hayata küser? Hepsi bir sonraki baharı bekler, sert kışın ardından gelecek güneşi bekler. Bizim de ümitsizliğe değil ümide ihtiyacımız var her zorlukta yıkılmaya değil, imtihanlarımızı sabırla aşıp olgunlaşarak, güzel günler göreceğimize olan inançla yaşamaya ihtiyacımız var. Selamlar, hayırlı cumalar..

12 Eylül 2016 Pazartesi

Bayramlar ve insanlar

     Herşeyden önce günaydın ve hayırlı bayramlar :) Bizler dini konularda veya diğer konularda sürekli tartışmaktan yorulmayan, her konuda illaki kendi fikrimizi kabul ettirmek için çabalayan insanlarız, peki hiç Allah ne diyor bu konuda, kitabımızda ne yazıyor diye düşünüyor muyuz? Çevremde tartışan insanlar bu kesin bilgiyi nereden almışlar merak içindeyim, çünkü tartıştığımız konuların insanları dinden soğuttuğunu ve insanların akın akın gelmesini beklerken Müslüman ailelerde doğanların bile bu yolu seçmediğini acıyla görüyoruz. Kendimize Müslüman diyorsak ağır bir yük altındayız, kendi nefsimize veya atalarımıza geleneklerimize göre değil Kuran'a göre hareket etmeliyiz. Kuran'ı anlamak ve anlatmak için çabalamalıyız. Özünde Allah inancı olan ve ibadetlerle, sosyal hayattaki düzenlemeleriyle insana doğru yolu gösteren Kuran; aynı zamanda bizlere örnek olması açısından geçmiş peygamberlerin ve kavimlerin başlarından geçenleri de anlatmaktadır. Bizler de onlara benzer günahların pençesinde kıvranmayalım diye doğru yolu işaret etmektedir.
      Bayramlar tartışalım diye değil, birleşelim diye var, kurban kesmeyi felaket olarak gören insanlar var, eğer et yemiyorlarsa, biraz doğal yaşama dikkat etseler Yaradan'ın kurduğu düzene baksalar hergün heran bir canlının diğerine yem olduğunu görecekler, böyle bir dünyada yaşadığımızın bilincine varmak zorundalar. İkincisi eğer et yiyorlarsa bugün hayvana eziyet edenler dışında kesim konusunda hergün yapılandan farklı bir uygulama yapılmayacak; fakat hergün yapılandan farklı olarak durumu daha iyi olanlar, fakirin yetimin de karnını doyuracak Allah rızası için. Hacc suresi 17. ayet der ki ''Onların ne etleri ne de kanları Allah'a ulaşır; fakat O'na sadece sizin takvânız ulaşır. Sizi hidayete erdirdiğinden dolayı Allah'ı büyük tanıyasınız diye O, bu hayvanları böylece sizin istifadenize verdi. (Ey Muhammed!) Güzel davrananları müjdele!'' Biz Allah'ın bize verdiği nimetleri farketmek için kurban keseriz, ben böyle anlamaktayım.
     Ayrıca Ramazan bayramları nasıl ki tuttuğumuz oruçla, bir damla suyun bir parça ekmeğin kıymetini anlıyor ve şükrediyorsak, Kurban bayramında da Allah'ın bize faydalanmamız için verdiği hayvanlar için şükrediyoruz, o hayvanları bize boyun eğdiren, bu düzende bizleri güçlü ve akıllı kılan Allah'tır. Allah'ın nimetlerinden ulaşamayanları da faydalandırmayı en önemli noktalardan biri olarak görüyorum. Bayramlar Allah'ın rızasını kazanmak için o kadar güzel bir vesile ki küsseniz barışmak için bir vesile, yardım istemeye çekinen kullara yardım için bir vesile, insanlarla biraraya gelip sohbet etmek kaynaşmak için vesile. Bana kalırsa bayram tatilden ibaret değil, dünya hayatından gözümüzü çevirip de herşeyi bize bağışlayan Allah'a yönelme vakti, insanlar arasındaki kibri sınıflandırmayı dedikoduyu bırakma vakti, biraraya gelme vakti. Sevdiklerinizle nice bayramlar dilerim, vakit Allah'a koşma vakti, O'ndan başka sığınacak ve kaçacak başka kimsemiz yok.


Yaşam ve Ölüm

Doğumu mucizevi bir olay kabul ediyoruz fakat ölüm neden hep kötü şeyler hatırlatır bizlere? Başka bir boyuta geçeceğimize inanan herkes iç...